YKS’de İstediğimiz Olmadıysa Her Şey Bitti mi?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
YKS’de İstediğimiz Olmadıysa Her Şey Bitti mi?
Belki de bugünlerde gençler arasında en çok sorulan soru bu.
Kimilerinin gururla yanıtladığı, kimilerinin ise duyulmasından bile endişe ettiği bir soru…
Yalnızca gençler değil, ebeveynler de birbirlerine soruyor:
“Seninki kaç puan aldı?”
Liseler kaç öğrencisinin dereceye girdiğini duyuruyor. Üniversiteler başarılı öğrencileri kendilerine çekmek, yeni bölümlerini tanıtmak ve tercih döneminden pay almak için reklam yarışına giriyor.
Bu yazıda kazananları değil, istediği sonucu alamayanları anlatmak istiyorum.
“Bu kadar çalıştım, neden olmadı?” diyenleri…
Ailesinin yüzüne bakmaya çekinenleri…
Arkadaşlarının sıralamasını öğrenmek istemeyenleri…
Odalarına kapanıp içlerinden “Ben galiba çuvalladım” diye düşünenleri…
BENİM DE İSTEDİĞİM OLMAMIŞTI
Ben lisede dereceye giren bir öğrenciydim.
Üniversite sınavına girdiğimde doğal olarak iyi bir sonuç bekliyordum. Aldığım puan yüksek olsa da istediğim bölümlere girmeme yetmedi.
Ben de hayal kırıklığı yaşadım.
Ben de “Şimdi ne olacak?” diye düşündüm.
Sonra bir gün, bulmaca çözerken gazetede özel yetenek sınavı ilanlarını gördüm. On yedi yaşında tek başıma otobüse binip Eskişehir’e geldim. Anadolu Üniversitesinin sınavına girdim, kazandım ve kayıt yaptırdım.
Açıkçası bugünkü hayatımı planlayarak gelmemiştim. Bir anlamda tesadüfen çıktığım bir yoldu.
Daha sonra bölümümü birincilikle bitirdim. Akademik hayata devam ettim. Gazetecilik yaptım, öğrenciler yetiştirdim, kitaplar yazdım.
Bir bilim insanı olmak istiyordum; oldum.
Bugün dönüp baktığımda, istediğim bölümü kazanamamış olmamın hayatımın sonu değil, bugünkü hayatımın başlangıcı olduğunu görüyorum.
Bazen bir kapı kapanır; fakat biraz ileride başka bir kapı açılır.
Biz o anda yalnızca kapanan kapıya baktığımız için açılanı göremeyebiliriz.
Belki de kötü sandığımız bazı gelişmelerin içinde, yıllar sonra fark edebileceğimiz bir iyilik saklıdır.
HAYAT HER ZAMAN PLANLADIĞIMIZ GİBİ İLERLEMEZ
Napoleon Hill, çok okunan Düşün ve Zengin Ol adlı kitabında başarı için açık bir amaç, kararlılık, planlama ve sebatın öneminden söz eder.
Ben de yıllardır öğrencilerime azimden, sabırdan, mücadeleden ve emekten söz ederim. Hatta ilk derslerde sorduğum ve dönem sonuna kadar düşünmelerini istediğim sorulardan biri şudur:
“En büyük hayalim nedir?”
Türkiye’de başarı konusu denildiğinde akla gelen isimlerden Mümin Sekman, “Başarılı olmak öğrenilebilir” düşüncesini savunur. Kitaplarından birinin adı bile önemli bir mesaj taşır:
Ya Bir Yol Bul Ya Bir Yol Aç.
Acar Baltaş ise başarıyı yalnızca zekâya bağlamaz; çalışma alışkanlıkları, stresle başa çıkma, öğrenme biçimi ve özdenetimle birlikte ele alır.
Bütün bunlar önemlidir.
Hedef belirlemek, çalışmak, zamanı iyi kullanmak, hatalardan ders çıkarmak ve kolayca vazgeçmemek gerekir.
Ancak hayat her zaman hazırladığımız plana göre ilerlemez.
Bazen çok çalışırız ama istediğimiz olmaz.
Bazen yanlış hedef seçeriz.
Bazen sınav kaygısı bildiklerimizi kullanmamızı engeller.
Bazen aile şartları, okul imkânları, sağlık sorunları ya da başka güçlükler performansımızı etkiler.
Satranç bize stratejinin önemini anlatır. Fakat hayat bazen tavlaya da benzer; şartların, karşılaşmaların ve şansın da rolü vardır.
Mesele, gelen her zara teslim olmak değil; önümüzdeki imkânlarla en doğru hamleyi yapabilmektir.
TESADÜF MÜ, TEVAFUK MU?
Kariyer psikolojisinde “planlanmış rastlantı” adı verilen bir yaklaşım vardır.
Bu yaklaşıma göre eğitim ve meslek hayatımız yalnızca önceden verdiğimiz kararlarla biçimlenmez. Karşımıza çıkan bir insan, gördüğümüz bir ilan, katıldığımız bir toplantı ya da tesadüfen okuduğumuz bir kitap hayatımızın yönünü değiştirebilir.
Bilimsel yaklaşım buna “rastlantı” diyebilir. İnanç penceresinden bakan bir insan ise aynı karşılaşmayı “tevafuk” olarak yorumlayabilir.
Adına ne dersek diyelim, önemli olan karşımıza çıkan ihtimali görebilmek ve ona doğru adım atabilmektir.
Ben o ilana bakıp geçebilirdim.
“Ben lisenin matematik bölümünden mezunum, basın ve yayın alanında ne işim var?” diyebilirdim.
Eskişehir’e gelmeyebilirdim.
Yazılı ve sözlü sınavdan korkabilirdim.
“Yapamam” diyebilirdim.
Demek ki rastlantı ya da tevafuk, ancak biz ona doğru küçük de olsa bir adım attığımızda hayatımızın parçası hâline geliyor.
Belki de şans, yalnızca doğru zamanda doğru yerde bulunmak değildir.
Bazen şans, karşımıza çıkan ihtimali fark edecek kadar dikkatli ve onu........
