Macron Eskişehir’e Gelir mi?
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Macron Eskişehir’e Gelir mi?
Sonunda beklenen NATO toplantısı başladı.
Artık Ankara’ya gidilmez.
Çünkü yollar, güzergâhlar, güvenlik önlemleri, konvoylar derken sanıyorum sıradan vatandaş için Ankara şu anda gezmek ya da alışverişe çıkmak için tercih edilecek bir rota gibi görünmüyor.
Neyse ki biz aile olarak o işleri geçen hafta yapmıştık. Oradayken aklıma gelen şeyi de eve dönünce yazmıştım.
Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Emmanuel Macron’a bir çağrı yapmış; Ankara’ya kadar gelmişken kendisini Eskişehir’de, hatta evimde misafir etmek istediğimi samimi bir dille açıklamıştım.
Yazı yayımlandıktan sonra arayanlar oldu, mesaj yazanlar oldu, sosyal medyada yorum yapanlar oldu.
Kimi, “Hocam ciddi misiniz?” dedi.
Kimi, “Gelirse beni de çağırın” diye takıldı.
Kimi, “Eskişehir’de de koşsun diye mi davet ettiniz?” diye espri yaptı.
Kimi, “Belki yollar yapılır, şehir biraz daha özen görür” dedi.
Kimi de meseleyi daha ciddi yerden aldı:
“Gelse de Türkiye’de demokrasiyi, insan haklarını, mahkemeleri, özgürlükleri konuşsak” dedi.
Bir başkası, “Eskişehir’in bir Avrupa kenti gibi yaşayan tarafını görse fena mı olur?” diye belirtti.
Tiyatrodan, operadan, üniversitelerden, gençlerden, tramvaydan, Odunpazarı’ndan, Porsuk’tan söz edenler oldu.
Görüşler türlü türlüydü.
“Neden Macron?” diye soranlar da oldu.
Macron’un Ankara’da koşu yapmak istediğine dair haberleri okuyunca bunu insani ve samimi buldum. Yoğun toplantılar, protokol ve güvenlik trafiği arasında bir şehri koşarak da olsa hissetmek istemesi hoşuma gitti.
O an içimden, “Gelse gelse o gelir herhalde” diye geçirdim.
Ankara’da koşmak istiyorsa, belki Eskişehir’de Porsuk kıyısında yürümek de hoşuna giderdi. Odunpazarı’nda bir kahve içmek, gençlerle karşılaşmak, çibörek tatmak ve bir şehrin gündelik hayatına biraz daha yakından bakmak isterdi belki.
Benim davetim biraz da buradan doğdu.
Derken her muhabbette de konusu açılmaya başladı. Örneğin bugün birkaç arkadaşla çay içiyorduk. Yanımızda bir gazeteci arkadaşım vardı. Bir de yeni mezun öğrencimiz.
Gazeteci arkadaşım sordu:
“Hocam, gerçekten niye böyle bir yazı yazdın?”
Mezunumuz da bu anı bekler gibiydi:
“Evet hocam, Macron Eskişehir’e gelse ne olurdu?”
Aslında yazının sorusu da buydu.
En çok merak edilen, en çok konuşulan soru…
Macron Eskişehir’e gelse ne olurdu?
Evet, belki dünyada hiçbir şey değişmezdi.
Ama sanıyorum Eskişehir için bir şeyler değişebilirdi.
Mesela Eskişehir hem Türkiye’de hem de dünyada daha görünür, daha bilinir bir şehir olurdu.
Türkiye yabancı misafirlere çoğu zaman İstanbul, Kapadokya, Efes, Pamukkale, Antalya, Göbeklitepe gibi büyük ve haklı duraklarla anlatılıyor. Güzel de anlatılıyor. Ama Türkiye yalnızca oralardan ibaret değil ki…
Bir de gündelik hayatı olan şehirler var.
Öğrencisiyle, tramvayıyla, çayıyla, sofrasıyla, küçük esnafıyla, parkıyla, kampüsüyle yaşayan şehirler…
Eskişehir de onlardan biri.
Gazeteci arkadaşım, “Macron gelse güzel haber olurdu” dedi.
Sonra saymaya başladı:
“Lületaşı yeniden görünür. Çibörek, balaban, haşhaşlı çörek, met helvası birden diplomasi haberlerinin konusu olurdu.”
Güzel fotoğraf olurdu.
“İki saniye durun ve Odunpazarı’nda şöyle bir masa hayal edin gözünüzün önünde…”
Derken öğrencimiz dikkatimizi başka yere çekti:
“Ben olsam onu kampüse getirirdim hocam” dedi.
“Neden?” diye sordum.
“Çünkü dünyaya asıl gençlerin gözünden bakmak, gençlerin dilinden dinlemek gerekir” dedi.
Ama içimizdeki ses konuştu:
“Peki biz buradayız da, bunu ne kadar yapabiliyoruz?”
Belki de Macron Eskişehir’e gelse yalnızca bir şehri değil,........
