menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Haber Nasıl Bulunur?

14 0
09.10.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

“Hocam, haber yapacak bir şey bulamıyorum…”

Haber Toplama ve Yazma derslerinde yıllardır en sık duyduğum cümlelerden biri bu.

Öğrencilerin bir kısmı haber konusunun bir anda akıllarına gelmesini bekliyor. Belki kantinde çay içerken, belki arkadaşlarıyla sohbet ederken güzel bir fikir içlerine doğacak… Ya da hoca bir konu verecek, onlar da gidip haberini yapacak.

Günler geçiyor. Ödev tarihi yaklaşıyor.

Oysa yaklaşık yirmi yıl önce bu konuda yazdığım yazının temel cümlesini bugün de değiştirme ihtiyacı hissetmiyorum: 

Haber, hayatın kendisidir ve hayat her yerdedir.

Yerel gazetede muhabirlik yaptığım yıllarda sabah ilk iş yayımlanan gazetelere bakardık.

Kendi gazetemizde ne yanlış çıkmış?

Rakip gazeteler ne yapmış?

İstihbarat şefi o gün yapılacak toplantılardan, etkinliklerden, gelen telefonlardan veya davetiyelerden bazı görevler dağıtırdı.

Bir toplantı ya da etkinlik görevi kapmışsanız, hiç değilse bir haberiniz garanti demekti.

Ama gerisini sizin bulmanız gerekirdi.

Ve o haberler çoğu zaman dışarıda bir yerlerde sizi beklerdi.

Masa başında biraz fazla oyalanınca uyarı gelirdi:

“Haydi, habere çıkın!”

Ben bunu hep balığa çıkmaya benzetmişimdir.

Balık tutmak istiyorsanız denize gitmeniz gerekir. Muhabirin denizi de sokaktır; mahalledir, çarşıdır, okul koridorudur, adliyedir, hastanedir, pazar yeridir, otobüs durağıdır…

Kısacası insanların yaşadığı her yerdir.

“BİR GEÇTİĞİN YOLDAN BİR DAHA GEÇME”

Muhabirlik yıllarımdan aklımda kalan en güzel öğütlerden biri buydu:

“Bir geçtiğin yoldan bir daha geçme.”

Çünkü hep aynı yoldan giderseniz hep aynı şeyleri görürsünüz.

Başka sokaktan yürüyün.

Başka insanlarla konuşun.

Daha önce bakmadığınız yere bakın.

Aslında gazeteciliğin önemli bir kısmı belki de burada başlıyor:

Herkesin baktığı yere bakıp, herkesin görmediği şeyi görebilmek.

Bugün bunu öğrencilerime başka bir cümleyle söylüyorum:

Telefonunuzdan başınızı kaldırın ve etrafınıza bakın.

Haber sıkıntısı çektiğim günlerde uyguladığım bir yöntem vardı.

Şehir merkezindeki otobüs hareket merkezine giderdim. Uzun zamandır gitmediğim, hatta hiç bilmediğim uzak bir mahalleye giden belediye otobüslerinden birine binerdim.

Son durağa kadar çevreyi seyrederdim.

Yolda dikkatimi çeken bir şey olursa bazen son durağı bile beklemeden inerdim.

Sonra yürümeye başlardım.

İlginç gördüğüm bir şeyi fotoğraflamak…

Mahalle muhtarına uğramak…

Bakkala selam vermek…

Kahvede oturanlarla konuşmak…

Çoğu zaman yeterliydi.

Hiçbir şey bulamasam bile başka sokaklardan şehir merkezine doğru yürürdüm.

O yıllarda çantamda fotoğraf makinem, filmim, yedek pilim, ajandam ve kalemim olurdu.

İşin önemli bir bölümünü de ayaklarım yapardı.

Zaman içinde ilginç bir şey oldu.

Muhabirliğimin ilk günlerinde günde birkaç haber bulmakta zorlanırken giderek çevremdeki hemen her şeye potansiyel bir haber gözüyle bakmaya başladım.

Patlayan bir su borusu…

Yağmurda göle dönen sokak…

Yeni açılan bir işletme…

Otobüs bekleyen insanlar…

Bir okulun önündeki trafik…

Engelli bir insanın aşamadığı kaldırım…

Kirasını ödemekte zorlanan öğrenci…

Yıllardır çözülmeyen bir mahalle sorunu…

Bunların hepsi “büyük haber” olmayabilir.

Ama gazetecilik zaten yalnızca büyük olayların peşinden koşmak değildir.

Bazen iyi gazetecilik, herkesin önünden geçtiği küçük bir sorunun kimin hayatını nasıl etkilediğini fark etmekle başlar.

BUGÜN MUHABİRİN “SOKAĞI” DAHA BÜYÜK

Aradan yirmi yıl geçti.

Bugün genç bir muhabirin çantasında film, flaş pili ve ağır bir fotoğraf makinesi olmak zorunda değil.

Bir cep telefonu çoğu zaman fotoğraf makinesi, kamera, ses kayıt cihazı, not defteri ve hatta küçük bir haber merkezi gibi çalışabiliyor.

Ama değişen yalnızca araçlar değil.

Bugünün “sokağı” da büyüdü.

Artık haber yalnızca fiziksel sokakta aranmıyor.

Sosyal medya paylaşımları, kamu kurumlarının internet siteleri, açık veri kaynakları, araştırma raporları, istatistikler, mahkeme kararları, belediye meclisi tutanakları, şirket açıklamaları, akademik çalışmalar ve çevrim içi topluluklar da haber fikrinin başlangıç noktası olabiliyor.

Yapay zekâ araçları da araştırma sürecinin çeşitli aşamalarında gazetecinin önüne yeni imkânlar çıkarıyor.

Ama burada kritik bir ayrım var:

Bir yerde gördüğümüz şey, henüz haber değildir. Haber fikridir.

Gazetecilik ondan sonra başlar.

Başka kim doğruluyor?

Olayın diğer tarafı ne diyor?

Kim bundan etkileniyor?

Yani teknoloji değişse de gazeteciliğin temel refleksi pek değişmedi:

Merak etmek, araştırmak, soru sormak ve doğrulamak.

İNSANLARLA KONUŞMADAN OLMAZ

Eski yazımda “Ne kadar çok kişiyle konuşursanız, haberiniz o kadar iyi olur” diye........

© Akademik Akıl