menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mühendis Gözüyle Bir Siyasi Analiz: İbrahim Anlaşmaları ve Bölgesel Gerçekler

14 0
29.06.2026

{vendor_count} satıcılarını yönetin

Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Mühendis Gözüyle Bir Siyasi Analiz: İbrahim Anlaşmaları ve Bölgesel Gerçekler

Akademik Akıl’ın bu dönemki gündem maddesi olan “İbrahim Anlaşmaları”, doğrudan uzmanlık alanım (Tarih/Uluslararası İlişkiler) olmasa da bir akademisyen ve mühendis analitiğiyle uzaktan izlediğim ve üzerine düşünülmesi gerektiğine inandığım bir konudur. Bu yazıda, meseleyi derin tarihi kaynaklarından ziyade, güncel sahada “göründüğü haliyle” ve somut çıktısıyla analiz etmek istiyorum.

Diplomatik ve Siyasal Boyut

İbrahim Anlaşmaları’nın temelinde, dönemin ABD yönetiminin ve özellikle dönemin başkanının yakın çevresindeki aktörlerin ideolojik ve siyasi duruşlarının büyük etkisi bulunmaktadır. Ancak diplomatik bir hamlenin başarısı, aktörlerin geçmişteki güvenilirlik siciliyle doğrudan ilişkilidir.

Uluslararası hukukta sözleşmelere bağlılık esastır; fakat İsrail yönetiminin bugüne kadarki icraatları incelendiğinde, insanlık vicdanında emniyet hissi uyandıran veya güven veren bir süreklilik görmek oldukça zordur. Yapılan anlaşmalara rağmen Filistin,

Gazze, İran ve Lübnan’da kadın ve çocukların hayatını kaybettiği operasyonların sürmesi, uluslararası hukukun hiçe sayılarak toprak genişletme politikalarının devam etmesi bu durumun en somut göstergeleridir. Dolayısıyla bu diplomatik hamlenin İslam alemine, özellikle de Filistin ve Lübnan halkına kısa veya uzun vadede bir huzur getirmeyeceği açıktır.

Ekonomik ve Ticari İş Birliği Boyutu

Meseleyi ekonomik ve ticari fayda-maliyet analizi yönünden ele aldığımızda da tablo pek farklı değildir. İsrail, kurulduğu günden bu yana başta ABD olmak üzere Batı dünyasının ekonomik gücünü ve finansal ağlarını kendi lehine kullanmıştır. Küresel ekonomide ciddi bir ağırlığı bulunmasına rağmen, bu gücü bölge ülkelerinin kalkınması ya da adil bir teknoloji/sermaye transferi için kullanmamıştır. Bu açıdan bakıldığında, İbrahim Anlaşmaları’nın ekonomik ve ticari iş birliği noktasında İslam ülkelerine somut ve dengeli bir katma değer sunması rasyonel bir beklenti olarak görünmemektedir.

Bölgesel Güvenlik ve İstikrarsızlık

Güvenlik boyutunu ele aldığımızda, bölgede son dönemde tırmanan Lübnan ve İran merkezli krizler konunun vahametini artırmaktadır. Ortada yürürlükte olan ya da yürütülmesi planlanan anlaşmalar varken, İsrail’in orantısız güç kullanımına devam etmesi, sivil altyapıyı tahrip etmesi ve insanları yerinden etmesi, imzalanan metinlerin sahadaki işlevsizliğini ıspatlamaktadır.Daha da önemlisi, ABD’nin bu yıkıcı politikalara diplomatik ve askeri olarak ortaklık etmesi, bölge devletleri üzerinde kurulan “bu anlaşmalara uyun” baskısını tamamen gayrimeşru kılmaktadır. Geçmişte de pek çok barış planı ve anlaşma imzalanmış olmasına rağmen, Filistin üzerindeki işgal ve saldırganlık hiçbir zaman durmamıştır.

Sonuç: Türkiye Açısından Bir Değerlendirme

Tüm bu rasyonel veriler ortadayken, sahadaki pratikleri uluslararası hukuka ve insan haklarına tamamen aykırı olan bir yapının vaatlerine dayanarak stratejik kararlar almak gerçekçi değildir. Türkiye Cumhuriyeti, bölgedeki........

© Akademik Akıl