menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ata Tohumu Aldatmacası (Buğday Örneği)

17 0
previous day

{vendor_count} satıcılarını yönetin

Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Ata Tohumu Aldatmacası (Buğday Örneği)

İnsanlığın ve tüm diğer canlıların varoluşundan itibaren yaşam için gerekli olan beslenme ve barınma gibi temel iki ihtiyacı vardır. Besleneme temel yaşam ihtiyaçlarının başında gelmektedir. Canlılar tarafından tüketilen besin maddeleri vücutta depolanamadığı için beslenme ihtiyacı süreklilik arz etmektedir. Modern tarımın başlamasıyla özelikle 20. yüzyıl ile birlikte özellikle ikinci yarısından itibaren toplumlar daha sağlıklı gıda tüketim farkındalığı ortaya çıkmıştır. 1910 yılında Albert Howard “tarımsal vasiyetname” 1924 yılında Rudolf Steiner “biyodinamik tarım yöntemi” (İlbaş, 2009:267) çalışmaları ile daha duyarlı üretici ve tüketici oluşmasının önünü açmıştır. Genetik biliminin ilerlemesiyle yeni çeşitlerin geliştirilmesi ve modern tarım tekniklerinin (gübreleme, ilaçlama, hormonlar vb.) uygulanmasıyla önemli oranda verim artışını meydana getirmiştir. Bu gelişmeyle birlikte insanlarda sağlıklı beslenme duyarlılığı, toplumların ekolojik tarım ve genetik olarak bozulmamış tohumlardan üretilen gıdalara ilgisi artırmıştır. Son yıllarda topumun hemen her kesiminde ata tohumu ifadesi oldukça fazla popüler hale gelmiştir. Anadolu üreticisi yetiştirdikleri ürünlerin tane rengi, güzlük-yazlık, lokasyon ismi, başak özellikleri ve tane rengi özelliklerine göre köy çeşidi, yerel çeşit, yerel populasyon, yerel ırk ve ata tohumları olarak faklı adlarla isimlendirmektedir. Ata tohumu ifadesi Anadolu’ya ait bir isimlendirme olup, genetik olarak o bitkinin atası olduğu için mi, veya eskiden (dededen veya babadan) beri yetiştirildiği için mi bu ismi almıştır. Anadolu üreticisinin ata tohumu olarak isimlendirdikleri tohumlar genellikle menşei veya çeşit ismi bilinmeyen veya uzun süre ekilen tohumlara verilen genel bir addır. Bilimsel olarak ata tohumu diye bir terim yoktur. Bu tür tohumların bilimsel karşılığı gen kaynağı olarak ifade edilmektedir. Gen kaynağı tohum; yabani ve üzerinde ıslah çalışması yapılmış veya yapılmamış, ismi bilinen veya bilinmeyen, üreticililer tarafından bazı özellikleri bakımından benimsenmiş (verim, kurağa, soğuğa dayanıklılık, ekmeklik kalitesi, vb.) ve uzun yıllar yetiştirilen tohumlara denir.

Eski (Ata tohumları) tohumlara neden ilgi duyulmaktadır:

1.Günümüzde unlu mamuller ve gıda sanayinin gelişmesiyle birlikte, bu sektöre yönelik kaliteli hammadde ve ürün geliştirme çalışmaları önem kazanmıştır. Özellikle insanların eğitim ve ekonomik düzeyleri arttıkça sağlıklı beslenme ve özel istekleri doğrultusunda gıda üretimi faaliyetleri artmıştır.  Halk arasında eski olduğu düşünülen tohumlar üzerinde ıslah çalışması yapılmadığı veya daha az genetik değişikliğe uğradığı düşüncesinden dolayı günümüzde yaygın olarak yetiştirilen tescilli çeşitlerden daha güvenli, sağlıklı ve doğal oldukları varsayılmaktadır.

Günümüzde tarımı yapılan buğday ilk olarak ön Asya ve Mezopotamya havzasında kendiliğinden melezlenip yetiştiği düşüncesi hâkimdir (Arzani ve Ashraf, 2017). İlk buğdaylar kavuzlu ve kırılgan başağa sahip olup, zamanla yabani formlarının evcilleşmesi veya evcilleştirilmesi ile günümüzde genel olarak kültürü yapılan kavuzlu (diploid) ve çıplak taneli (ekmeklik ve makarnalık) buğdaylar ortaya çıkmıştır. GDO teknolojisi dışında günümüzde çeşit geliştirmek amacıyla uygulanan tüm ıslah yöntemleri ile geliştirilen çeşitlerde bitkinin sahip olduğu genetik yapısına herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.

Modern çeşitler genetik olarak birbirine en yakın akraba türlerden faydalanılarak geliştirildiği için tohumun kendi yapısında doğal olarak bulunan bazı özellikleri iyileştirilmiş olarak (çevresel faktörlere, hastalıklara, zararlılara ve birçok stres faktörüne karşı güçlendirilerek) daha verimli ve kaliteli bir duruma gelmişlerdir. Bu yeni çeşitlerin insan sağlığına ve çevreye herhangi bir zararlı etkileri tespit edilmemiştir. Geliştirilen bu çeşitlerin doğal yapısında olmayan herhangi bir özellik bulunmamaktadır. Buna ilaveten yüzlerce yıldır buğday türleri doğal yada bilimsel yöntemler yoluyla melezlenerek günümüze kadar gelmiştir. Bu nedenle ister bilimsel yollarla olsun, ister doğal yollarla olsun bitkilerin birbirleri ile tozlaşması, yani melezlemesi aynı şeyi ifade eder. Doğal yollarla melezlemede bitkinin hangi bitkiden melezlendiği belli değildir, bu durum yıllar içinde rejenerasyona  (yozlaşmaya) neden olur ve verim önemli ölçüde düşer. Bilimsel yollarla melezlemede ise ıslahçının belirlediği üstün özelliklere sahip çeşitler melezlendiği için oluşan F1 ler daha kaliteli ve üstün özelliklere sahip olurlar. Dolaysıyla günümüzde modern tohumların genetik yapısından oynanmış algısı bir önyargıdan ibarettir.

Evcilleştirme Sürecinde Temel Değişiklikler: Buğdayın atası kabul edilen ilk diploid buğdaylar kavuzlu, küçük taneli, yarı kırılgan başaklara ve derin kök sistemine sahipken, günümüzde üretimi yapılan ekmeklik ve makarnalık buğdaylar; çıplak taneli, yapraklar daha kısa ve sayısı fazla, daha yüksek net fotosentez oranına ve azot içeriğine sahip, kök sistemi daha sığ ve ince yapıda olup toprak üstü biyokütlesi daha yüksektir (Roucou vd., 2017:12). Bunun yanında modern çeşitler ile kıyaslandığında eski buğdaylar tarımsal açıdan da daha az gübreleme, sulama, ilaçlama ile yetişebilmektedir (Gomez-Becerra vd., 2010; Koenig vd., 2015). Modern ıslah çeşitleri ile karşılaştırıldığında yerel çeşitler; yatmaya ve herbisitlere daha hassas (Koç vd., 2020), daha uzun boylu, başakta tane sayısı daha az,  başaklanma sürelerinin daha geç, kardeşlenme sayısı fazla, tane ağırlığının daha hafif olduğu bildirilmiştir (Moghaddam vd., 1997:8).

2. Eski buğdaylar daha mı sağlıklıdır: Eski buğdayların tescilli buğdaylarla karşılaştırılarak sağlığa olan etkileri araştırılmaktadır. Eski buğdaylar pastacılık, makarna sanayi, nişasta, karotenoidler, fitokimyasallar ve antioksidanlar gibi bazı bileşenlerin eksikliğini gidermek için modern çeşitlerden elde edilen unlarla karıştırılmaktadır (Arzani, 2011). Siyez ve Gernik buğdayın protein, lisin ve lipit oranının modern buğdaylardan bir miktar daha yüksektir. Gernik buğdayının durum buğdayından daha yüksek tekli doymamış yağ asitleri, daha düşük çoklu doymamış yağ asitleri içermektedir. Karbonhidrat içeriği bakımından karşılaştırıldığında ekmeklik buğdayda ortalama u, durum buğdayında q ve siyez buğdayında ise g dolayındadır (Boukid vd., 2018:13). Genel olarak Siyez %9,8, Gernik %9,8, makarnalık buğdaylar  ve ekmeklik buğdaylar ,4 oranında lif içeriğine sahiptirler (Arzani ve Ashraf, 2017:11; Rodríguez-Quijano vd., 2019:9).

Son yıllarda çölyak hastalığının insanlarda oluşturduğu, şişkinliği, kabızlık, hazımsızlık gibi sorunlardan dolayı, tıbbi destek almadan glütensiz, şekersiz, yağsız, tuzsuz, düşük nişastalı ürünler tüketme gibi alışkınlıklar oluşmaya başlamıştır. Eski buğdayların bu tür sorunların üstesinden gelebileceği inancı oluşmaya başlamıştır (Ribeiro vd., 2006). Yapılan bir araştırmada uzun süreli ekşi mayalı bir ekmeğin mayasız ekmeğe göre çölyak hastalarında daha iyi bağışıklık kazandırdığı tespit edilmiştir. Bunun nedeninin protein açısından zengin peptitleri hidrolize edebilen asitleştirici ve proteini parçalayan laktik asit bakterilerinin olduğu bildirilmiştir (DiCagno vd., 2010:6). Başka bir çalışmada ise çölyak hassasiyeti ilgili; siyez ve gernik gibi kavuzlu buğdayların olumsuz etkisinin daha yüksek olduğu, kavuzlu buğday > yerel buğday çeşitleri > modern buğday çeşitleri = tetraploid çeşitler sıralaması tespit edilmiştir. Bu sonucun ıslah programlarının buğdaydaki glutenin içeriğinin artmasına ve dolayısıyla gliadin/glutenin oranının azalmasına yol açmış olabileceği hipotezi öne sürülmüştür (Ribeiro vd., 2006:3). Aynı şekilde, Prandi vd.........

© Akademik Akıl