menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

11 Eylül’ün Gölgesinde Sınırsız Savaş: ABD’nin Terörizmle Savaşı ve Küresel Sonuçları

12 0
17.09.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

11 Eylül’ün Gölgesinde Sınırsız Savaş: ABD’nin Terörizmle Savaşı ve Küresel Sonuçları

11 Eylül 2001 sabahı El-Kaide militanları tarafından kaçırılan dört yolcu uçağının Dünya Ticaret Merkezi, Pentagon ve Pennsylvania’daki bir araziye çakılması, sadece ABD tarihinin en kanlı terör saldırısı olarak kayıtlara geçmedi; aynı zamanda 21. yüzyılın küresel jeopolitiğini, hukuk anlayışını ve güvenlik parametrelerini kökten değiştiren bir milat oldu. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un ilan ettiği “Terörizmle Küresel Savaş” (Global War on Terror), ulus devletlerin sınırlarını aşan, geleneksel harp doktrinlerini geçersiz kılan ve etkileri onlarca yıla yayılan devasa bir askeri, siyasi ve sosyo-kültürel operasyonlar zincirini başlattı. 11 Eylül sonrasında atılan adımlar, terörü bitirmek vaadiyle yola çıkmış olsa da, küresel dengeleri altüst eden, Orta Doğu’yu derin bir istikrarsızlığa sürükleyen ve ABD’nin kendi hegemonik gücünü aşındıran karmaşık bir sonuçlar yumağı yarattı.

Güvenlik Paradigmasının Değişimi ve İdeolojik Arka Plan

11 Eylül saldırıları, Soğuk Savaş sonrası ABD’nin yaşadığı “tarihin sonu” ve yenilmezlik ilüzyonunu bir günde yıktı. Saldırının hemen ardından ABD iç siyasette ve dış politikada radikal bir kabuk değişimine gitti. İçeride kabul edilen Patriot Act (Yurtseverlik Yasası) gibi düzenlemeler, devletin gözetim yetkilerini devasa boyutlara ulaştırırken, bireysel özgürlükler ve gizlilik hakkı güvenlik kaygılarının gölgesinde kaldı. Dış politikada ise “Bush Doktrini” olarak adlandırılan yeni bir yaklaşım benimsendi. Bu doktrin, tehditlerin olgunlaşmasını beklemeden müdahale etmeyi öngören “önleyici savaş” (preemptive strike) ilkesine ve ABD’nin müttefiklerini “Ya bizimlesiniz ya da teröristlerle” ikilemiyle baş başa bırakan tek taraflı bir güç gösterisine dayanıyordu.

Bu yeni anlayış, terörizmi sadece suç işleyen örgütler olarak değil, onları barındıran devletleri de kapsayan küresel bir varoluşsal tehdit olarak tanımladı. Böylece geleneksel caydırıcılık ilkeleri rafa kaldırılarak, coğrafi sınırları ve bitiş tarihi belirsiz bir askeri seferberlik başlatıldı.

Askeri Müdahaleler: Afganistan ve Irak Projeksiyonu

Terörizmle Savaş’ın ilk somut sahnesi Afganistan oldu. Ekim 2001’de başlatılan “Sürekli Özgürlük Operasyonu”, El-Kaide lideri Üsame bin Ladin’i ele geçirmeyi ve örgüte kucak açan Taliban rejimini devirmeyi hedefliyordu. İlk etapta Taliban yönetimden uzaklaştırılsa da, net bir çıkış stratejisinin bulunmaması ABD’yi bataklığa dönen bir ulus-inşa (nation-building) sürecine hapsetti. Yirmi yıl süren bu müdahale, trilyonlarca dolarlık harcamaya ve binlerce kayba rağmen, 2021 yılında ABD askerlerinin çekilmesiyle Taliban’ın Kabil’de yönetimi yeniden ele geçirmesi gibi trajik bir sonuçla noktalandı.

Afganistan müdahalesi uluslararası kamuoyunda geniş bir destek bulmuşken, 2003 yılındaki Irak’ın işgali Terörizmle Savaş’ın kırılma noktası oldu. Saddam Hüseyin rejiminin kitle imha silahlarına sahip olduğu ve El-Kaide ile bağ kurduğu iddiasıyla başlatılan “Irak’a Özgürlük Operasyonu”, BM Güvenlik Konseyi onayı olmaksızın gerçekleşti. İddia edilen silahların bulunamaması, müdahalenin meşruiyetine ağır bir darbe vurdu. Irak devlet mekanizmasının felç edilmesi, mezhep çatışmalarını körükledi, ülkeyi iç savaşa sürükledi ve bölgede büyük bir otorite boşluğu yarattı.

Terörizmle Savaşın Doğurduğu Unsur: IŞİD ve Bölgesel İstikrarsızlık

ABD’nin Irak ve Afganistan müdahaleleri, terörü sonlandırmaktan ziyade terörün biçim değiştirmesine ve yayılmasına zemin hazırladı. Irak’ta ordunun feshedilmesi ve Sünni nüfusun sistem dışına itilmesi, radikalleşme süreçlerini hızlandırdı. Bu iklim, El-Kaide’nin Irak kolundan evrilerek çok daha acımasız ve alan hakimiyeti kuran IŞİD (DEAŞ) gibi yapıların doğmasına yol açtı.

Suriye ve Irak’ta devasa bölgeleri ele geçiren IŞİD, “Terörizmle Savaş”ın hedeflerinin nasıl ters teptiğinin en somut kanıtı oldu. Terörle mücadele adına yürütülen ve yüz binlerce sivilin hayatını kaybetmesine, milyonlarca insanın mülteci konumuna düşmesine neden olan bu süreç, Orta Doğu’nun demografik ve jeopolitik haritasını kalıcı olarak bozdu. İronik bir şekilde, ABD’nin müdahaleleri bölgedeki rakibi olan İran’ın Irak, Suriye ve Yemen’deki nüfuz alanını genişletmesine de dolaylı olarak hizmet etti.

Hukuk, İnsan Hakları ve Ahlaki Aşınma

11 Eylül sonrası yürütülen mücadele,........

© Akademik Akıl