Üniversite Bilgi Veren Yer mi, Hayata Hazırlayan Kurum mu?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Üniversite Bilgi Veren Yer mi, Hayata Hazırlayan Kurum mu?
YÖK başkanı Prof. Dr. Erol Özvar yakın zamanlarda önemli açıklamalarda bulundu…
“Dijitalleşmeyle birlikte üniversitelerin bilgi tekeli sona eriyor. Üniversiteler bilgi aktarımının ötesine geçip koçluk ve rehberlik rolünü üstlenmeli.”
Çok doğru bir tespit…
Çünkü artık bilgi, kampüs duvarlarının içinde kilitli değil. Dünyanın en iyi üniversitelerinin dersleri birkaç tık uzağımızda. Yapay zekâ sistemleri saniyeler içinde analiz yapıyor, rapor hazırlıyor, kaynak öneriyor. Öğrenciler artık bilgiye ulaşmak için üniversiteye gitmeyecek gibi görünüyor..
Peki o zaman üniversiteler ne için var olacak?
Öğrenci neden üniversiteye gidecek?
Bugün Türkiye’de birçok üniversite hâlâ 1980’lerin mantığıyla yönetiliyor. Merkeziyetçi, hiyerarşik, prosedür odaklı ve ezber merkezli bir yapı devam ediyor. Çünkü yükseköğretim kurulu sisteminin temelini oluşturan 2547 sayılı yasa, dijital çağın ihtiyaçlarına cevap vermekte zorlanıyor.
Mevcut sistem öğrenciyi “danışmanlık alan birey” değil, “ders alan öğrenci” olarak görüyor.
Bir akademisyen düşünün…
İdari görevleri yoğun…
Performans baskısı yayın sayısına bağlı…
Akademik yükselme kriterleri öğrencinin gelişimine değil makale üretimine göre şekillenmiş…
Böyle bir yapıda “koçluk ve rehberlik” nasıl yapılacak?
Bugün birçok üniversitede akademik danışmanlık sistemi kâğıt üzerinde var. Öğrencinin danışmanıyla ilişkisi çoğu zaman ders seçme döneminde imza atmaktan ibaret. Kariyer yönlendirmesi, yetenek analizi, psikolojik dayanıklılık, sektör entegrasyonu, yaşam becerileri gibi alanlar ise sistemin dışında kalıyor.
O halde mesele sadece söylem değil, yapısal reform meselesidir.
Eğer üniversiteler gerçekten “koçluk ve rehberlik merkezi” olacaksa önce 2547 sayılı yasada köklü değişiklikler yapılmalıdır.
Öncelikle akademisyen tanımı yeniden yapılmalı.
Öğretim üyesi artık sadece ders anlatan kişi değil; mentorluk yapan, öğrenciyi sektörle buluşturan, kariyer planlayan, proje yöneten bir rehber olarak tanımlanmalıdır.
Akademik yükselme kriterleri değişmelidir.
Sadece SSCI yayınlarıyla ölçülen performans sistemi yerine;
• Öğrenci memnuniyeti,
• Girişimcilik üretimi,
• Sektör iş birlikleri,
• Mentorluk faaliyetleri,
• Kariyer danışmanlığı katkıları da akademik performans kriteri olmalıdır.
Üniversitelerde “öğrenci koçluğu” profesyonel bir yapı haline gelmelidir.
Her akademisyenin yüzlerce öğrenciye formalite danışmanlık yaptığı mevcut sistem yerine; sınırlı öğrenci gruplarıyla birebir gelişim modeli kurulmalıdır.
Bunun için de yeni kadro tanımları gerekir:
• Sektör koordinatörü
• Öğrenci gelişim uzmanı gibi yeni pozisyonlar yükseköğretim mevzuatına eklenmelidir.
Bir başka kritik reform ise müfredat esnekliğidir.
Bugünün öğrencisi dört yıl boyunca aynı kalıpta eğitim görmek istemiyor. Yapay zekâ, veri analitiği, dijital iletişim, finansal okuryazarlık, kriz yönetimi, psikolojik dayanıklılık gibi alanlar artık tüm bölümlerin ortak yetkinliği haline gelmeli.
Ancak mevcut sistemde bölüm........
