Uluslararasılaşma İmzayla Değil, Bilimle Ölçülür
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Uluslararasılaşma İmzayla Değil, Bilimle Ölçülür
Bugün hemen her üniversitenin stratejik planında aynı hedef yer alıyor: uluslararasılaşma.
Yeni iş birlikleri, yeni partner üniversiteler, imzalanan protokoller, Erasmus anlaşmaları, iyi niyet ziyaretleri… Rakamlar her yıl artıyor. Gerçekten bu faaliyetleri yaparak uluslarasılaşıyormuyuz?
İmzalanan bu protokollerin kaç tanesi ortak araştırma projesine dönüşüyor?
Kaçından uluslararası fon destekli proje çıkıyor?
Kaç ortak makale yayımlanıyor?
Kaç ortak kongre, sempozyum veya bilimsel etkinlik düzenleniyor?
Kaç doktora öğrencisi ortak danışmanlık sistemiyle yetiştiriliyor?
Asıl performans göstergesi bunlar değil midir?
Ne yazık ki birçok üniversitede uluslararasılaşma, protokol dosyalarının sayısıyla ölçülüyor. Oysa gerçek uluslararasılaşma; bilim üretmek, bilgi paylaşmak ve birlikte değer oluşturmaktır.
Burada göz ardı edilen en önemli konu ise akademisyenlerin yabancı dil yeterliliğidir.
Bugün birçok öğretim üyesi, yasal olarak gerekli olan yaklaşık 55–65 seviyesindeki yabancı dil puanıyla akademik kariyerini sürdürebilmektedir. Bu düzey, temel akademik gereklilikleri karşılayabilir, ancak uluslararası araştırma ekiplerinde etkin rol almak, proje yazmak, yabancı ortaklarla müzakere yürütmek, bilimsel toplantılarda fikir üretmek ve uluslararası ağlar oluşturmak için çoğu zaman yeterli değildir.
Uluslararası iş birliği, yalnızca e-posta yazabilmekten ibaret değildir. Ortak fikir geliştirmeyi, proje tasarlamayı, bilimsel tartışmalara aktif katılmayı ve güven ilişkisi kurmayı gerektirir. Bunun temel araçlarından biri de güçlü bir yabancı dil yetkinliğidir.
Bu nedenle özellikle Dr. Öğretim Üyesi kadrolarına ilk atamalarda yabancı dil yeterlilik barajının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Daha yüksek bir dil yeterliliği beklentisi, yalnızca bireysel kariyerleri değil, üniversitelerin uluslararası görünürlüğünü de güçlendirecektir. Elbette bunun yanında akademisyenlere etkili yabancı dil eğitimi ve sürekli gelişim imkânları da sunulmalıdır.
Diğer taraftan üniversitelerdeki Uluslararası İlişkiler Ofislerinin görev tanımı da yeniden ele alınmalıdır.
Birçok kurumda süreç, “partner üniversite bulundu, protokol imzaladı” noktasında sona eriyor. Oysa esas görev bundan sonra başlamalıdır.
Her iş birliği için yıllık faaliyet planı hazırlanmalıdır. Bu kapsamda; ortak proje sayısı, ortak yayınlar, öğrenci ve akademisyen hareketliliği, ortak dersler, yaz okulları ve bilimsel etkinlikler düzenli olarak izlenmelidir. İmzalanan ancak hiçbir akademik çıktı üretmeyen protokoller ise sadece arşivlerde yer kaplayan belgeler olmaktan öteye gidemez.
Artık üniversiteler şu soruya cevap vermelidir:
Uluslararasılaşmayı gerçekten mi yönetiyoruz, yoksa sadece yönetiyormuş gibi mi görünüyoruz?
Gerçek uluslararasılaşma; duvara asılan........
