menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşlar ve siviller

30 0
12.03.2026

Suriye, Karabağ, Ukrayna, Gazze derken şimdi de İran’la birlikte aşağı yukarı son on beş senedir savaş, kıyım, soykırım, bombalama, parçalanmış beden, katledilmiş çocuk görüntüleriyle karşılaşmadığımız neredeyse hiçbir gün olmadı. Bunlardan habersiz ya da umursamadan yaşayan da milyonlarca insan vardır ama geri kalanlar için bu şiddet görüntülerinden ve halinden psikolojik olarak az veya çok etkilenmemek mümkün değil. Birbiriyle çelişkili duyguları ve halleri beraber yaşıyoruz: hem daha çok ağlıyoruz hem daha çok duyarsızlaşıyoruz; hem daha çok şikayet ediyoruz hem daha nihilist oluyoruz.

Savaş hiçbir zaman aranacak, övülecek, küçümsenecek, romantize edilecek bir hal ve eylem olarak algılanmamalı ve sunulmamalı ama insan şimdinin savaşlarına bakınca geçmişin meydan muharebeleri çağını özlemle anası geliyor. (“Tüfek icat oldu mertlik bozuldu”, diyen kişi bugün on binlerce kişinin yaşadığı yerlere yapılan halı bombardımanlarını, Azrail misali görünmeyen dronların ateşiyle öldüğünü bile anlayamadan ölen asker ve sivilleri görseydi ne derdi acaba?) İki ordu toplanır, kozlarını paylaşır, çoğunluğu köylülerden oluşan halk kitlesi de emek sömürüsü manasına gelen vergiyi ona mı yoksa şuna mı vereceğini görmek için sonucu beklerdi.

Bu söylediğim tabii ki kabalaştırılmış -vulgarize edilmiş- bir resim ama kanımca esası itibariyle doğru. Tabii ki muharip güçlere dahil olmayanlar da savaşlardan öteden beri zarar görmüş, birçok durumda kuşatılan şehirlerin ahalisi sonunda katledilmiş, tecavüze uğramış, malı mülkü yağmalanmıştır. Fakat, sivillerin canlarının ve mallarının bir ganimet olarak değil kendilerinin savaşın aktif bir aktörü, alanı; yaşadıkları yerlerin tahribatının savaş stratejisinin, galibiyete giden yolun bir parçası olarak sistematik ve külli olarak yıkılması tarih içinde görece yeni bir durum.

Bir köşe yazısında........

© Agos