menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Marine Le Pen kararı sonrası Fransa’nın akıbeti

26 0
23.07.2026

Bu hafta batı mahalleye uzanalım. Yüksek Frenk yargısı Fransa’yı yakından takip edenleri teyit edercesine, Ulusal Birlik partisinin rakipsiz başı Le Pen’in, devasa yolsuzluk suçundan hüküm giymiş olmasına rağmen ilkbaharda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olabilmesinin yolunu açtı.

Le Pen’in aday olamaması durumunda partinin onun yerine, hoş ve tamamen boş Jordan Bardella adlı genci piyasaya sürmesi, diğer taraftan Ulusal Birlik adayının kim olursa olsun son tura kalacağına hatta kazanabileceğine kesin gözüyle bakılması, Frenk devlet aklını endişelendirmişe benziyor. Mesele Le Pen’in Bardella’dan daha ehil ya da devlet tecrübesine sahip olması değil. Hiçbir meziyeti olmayan Bardella’nın yanında bir nebze daha “cumhurbaşkanı olabilecek” nitelik taşıması ve elbette kadın olması Le Pen’i kıymete bindirdi, ehvenişerleştirdi.

Yalnız Le Pen’in adaylığının sonuçları bundan ibaret değil. Fransa sağı epeydir aşırı sağ ile pek çok hayatî kamusal meselede yan yana durmaktan ne çekiniyor ne de utanıyor. Ama, sade Fransa değil Batı genelinde sağın aşırı sağa elini verip kolunu kaptırmadığı memleket pek yok.

Nitekim, Bardella’nın zafiyetini göz önüne alarak “seçmen son tahlilde onu değil de bizi tercih edebilir” diyerek ortaya atılan üç sağcı aday, eski İçişleri Bakanı Bruno Retailleau ile eski başbakanlar Edouard Philippe ve Gabriel Attal’ın da artık Le Pen karşısında bir kıymeti kalmadı. Bu üç aday Ulusal Birlik seçmenine şirin görünmek için klasik sağ siyasetin........

© Agos