Büyükbabam Boğos
Gazeteyi yüzünden sadece birkaç santimetre uzakta tutarak, bazen saatlerce tek bir kelime bile etmeden, oturup okurdu. Sadece nefes alışının sesi, gazete sayfalarının hışırtısı ve sineklerin vızıltısı o sıcak yaz günlerinin sessizliğini bozardı; sabahları küçük avluda, öğleden sonraları ise oturma odasında. Annemin babası Boğos'u işte böyle hatırlıyorum. Sessiz dedemi…
Tek gözlüydü, diğer gözünü kapatan bir göz bandı takardı. Büyükannem ve büyükbabamı ziyarete, Resulayn’e tatile gittiğimiz bütün o yazlar boyunca onu sadece bir kez göz bandı olmadan gördüm.
Yalnız olduğunu düşünerek siyah göz bandını çıkarmıştı. Ama ben oradaydım. Oturma odasının köşesinde… Ve diğer gözünü gördüm. Kırışık bir göz kapağıyla örtülü derin bir çukur gibiydi. O an, beni fark ettikten sonra mendiliyle kör gözünü ovuşturdu ve tekrar kapattı. Hiçbir şey söylemedi. Fırsattan istifade ona gözlerini nasıl kaybettiğini sormak istemiştim, o bunu hissetmiş gibi gözlerini kaçırdı.
Bu trajedi ben doğmadan çok önce yaşanmış. Bir gün anneme sorduğumda bana hikâyeyi anlattı. Annem o zamanlar genç bir kızmış, bir gün büyükannemle birlikte avluda çamaşır yıkarken, mutfaktan gelen korkunç bir patlama sesi duymuşlar. Ana kız hemen mutfağa koşmuşlar ve büyükbabamı yerde kanlar içinde yatarken bulmuşlar. Tabancayla kendini........
