Babalar ve oğullar
Sık sık aklıma gelen bir çocukluk anım var; ne zaman hatırlasam, Kamışlı’da yaz akşamları esen o tatlı rüzgârı hisseder, kuzenlerimin gecenin sessizliği içinde yankılanan kahkahalarını işitir gibi olurum. Anjel Kuyrig (abla) ve kocası Artin Ammo’nun (amca) evine misafirliğe gitmiştik. (Anjel Kuyrig, annemin teyzesinin kızıydı, Artin ise babamın teyzesinin oğlu.) Gecenin bitiminde onlardan çıkmışız, kendi evimize dönüyoruz; zaten birkaç sokak ötede oturuyoruz. Anjel ile Artin’in çocukları yani kuzenlerim Aço, Lusin ve Maro da bizimle birlikte yürüyor; yolun yarısına kadar bize eşlik etmek istemişler. Annemi ve babamı çok seviyorlar. Hele babama, bayılıyorlar, çünkü çok eğlenceli biri babam. Hangi hikâyeyi, hangi fıkrayı anlatıyorsa artık, kuzenlerim gülmekten altlarına işeyecekler. “Antranig Ammo, inç komiges ka!” [Antranig Amca, ne komiksin yahu!] diye bağırıyor, onun beline sarılıyorlar. Ben önden gidiyor, arada bir dönüp onlara bakıyorum; hep birlikte yürüyorlar, annem kıkırdıyor.
Bu sahneyi hatırlamak bir yandan tatlı, bir yandan da buruk bir his uyandırır bende. Çocukluğumun tatlı anıları hep böyle; her biri, bir tutam da acı barındırıyor. Küçüklüğümden itibaren gördüğüm ve yaşadığım her şeye biraz hüzün bulaşmış sanki. O geceye dair anım da öyle. Kuzenlerim ve babamın eğlencesini hayranlıkla izliyorum. Hayat güzel olduğu için........
