menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Klişeleşen sanat sineması ve yeni bir sinema ihtiyacı

14 0
14.04.2026

Sanat sinemasının bütünüyle kendini yenilemesi gerekir. Olaya, büyük anlatılara, kurmacaya, tasarıma, duruştaki ve sükunetteki değil, hadiseler ve olgulardaki hakikate, hikmete daha çok eğilerek yeni bir anlatım dili, felsefe, zihniyet dünyası inşa etmedikçe sinema dijital tekno-kültür çağında arkaik kalır.

Ercan Yıldırım/ Yazar

Sanat sineması, özellikle Türkiye'de yaygın haldeki sanat filmi, entelektüel sinema, festival filmleri; konu ve tema seçimi, sinematografi, kullanılan teknikler, senaryo ve anlatım biçimiyle iyiden iyiye klişeleşti.

Dünyadaki genel gidişat gibi Türkiye'de de dizi ve filmlerde büyük nitelik kaybı yaşanıyor. Anlaşılan o ki yapay zeka ve dijitalleşmeyle beraber kitleleri eğlendirecek görkemli şovlara dayalı filmler yaygınlaşacak... Buna bağlı olarak yine dijital tekno-kültür araçları sanat sinemasındaki irtifa kaybını daha da artıracak.

Sanat sinemasının, "entelektüel filmler"in sağlam senaryolarla klişeleri aşan konu ve tema seçimlerine gitmesi gerek.

Sonu muhal, sonu izleyiciye kalan, sonu tartışmalı ve açık film mantığı, travmalara ve yüzleşmelere dayalı insan gerçekliği, toplumu hırpalayan bakış açıları da klişeleşti. Hem kendini tekrarlayan hem dijital ve yapay zekaya dayalı kitle filmlerini aratmayan hem banalleşen platform tarzını da aşan yeni bir sinema diline, sinematografiye, senaryoya, aslına bakılırsa anlam dünyasına, zihniyete, insanı ve dünyayı yeni bir okumaya ihtiyaç var.

Modernizm, gelenek, postmodernizm, teknoloji eleştirilerine, iç muhasebeye, aile-toplum hesaplaşmasına, travmaların dile getirilmesine endeksli sinema mantığının çıkışsızlıkta düğümlenmesi, bilinç akışı mırıldanmalarının eyleme, neticeye, "bir yere" varmaması topyekûn sinemanın sorunu haline geldi.

Katmanlı entrikaların, sadakatsizliklerin istila ettiği dizi sektöründeki problemlerin bir benzeri sinemada da yaşanıyor. Meselelerin hesaplaşma, iç dökümü ve bireysel ahlaksızlıklara oturan tespitleri, çözümü gözönüne almayan toplumsal dinamiklerin uzağında gezinilmesi sinemanın, sanat filmlerinin sıradanlaşmasını doğururken çarpıcılığını da ortadan kaldırıyor.

Kişiler arası münasebetlerde, siyasal alanı şekillendiren mevzularda, marjinal konu-tema ve karakterlerin çatışmalarında insan gerçekliğiyle beraber millet hayatını yansıtan ana ruhu, kılcalları, duygu-düşünce kanallarını sanat sineması sunmuyor, sunamıyor.

Açıkçası Yeşilçam, güldürüleri dahil toplumsal ve bireysel çıkmazları dile getirirken aynı zamanda bunları ortadan kaldıracak dinamiklerin millet hayatındaki örtülü yerlerini de göstermeyi başarabiliyordu.

Sanat sinemasındaki tespit yoğun dilin, toplum ve birey kılcallarındaki ahlaki sorunların, yaraların birbirini tekrarlayan çıkmazının ana sebebi de teknikle ilgili... Sanat sinemasının öncelikle yeni anlatım dili, senaryo düzeneği, çekim teknikleri; aklın ve duyguların gerçek hayattakinden çok daha etkin ele alınması gerekiyor.

Dijital tekno-kültüre dayalı gündelik hayatta bile sanat sinemasındakinden daha büyük travmalar, hesaplaşmalar, sorgulamalar, ucu açık sonlar, sessizlikler,........

© Açık Görüş