menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Körfez'in kırılgan güvenliği: Tarafsızlık bir lüks mü?

3 0
21.06.2026

Körfez başkentlerinde giderek yaygınlaşan düşünce şudur: Güvenlik garantileri öngörülebilirlik üretmediği sürece, koruyucu bir şemsiyeden çok metodik bir yük haline gelebilir. Önümüzdeki dönemde Körfez ülkelerinin hangi yolu izleyeceği ise temel tartışma konusu olacaktır. İlk seçenek, ABD ile askeri entegrasyonu daha da derinleştirmektir.

Dr. Ahmet Erkam Selvi/ Gazi Üniversitesi

28 Şubat 2026 sabahı Basra Körfezi kıyılarındaki şehirlerde sirenler çalmaya başladığında, Körfez monarşilerinin yaklaşık yirmi yıldır üzerine inşa ettiği temel güvenlik varsayımı çökmeye başladı. Milyarlarca dolarlık altyapı yatırımlarına, Batı ile kurulan kapsamlı güvenlik ortaklıklarına ve son yıllarda özenle geliştirilen diplomatik ilişkilere rağmen bölgenin güvenli kalacağına dair inanç ciddi biçimde sarsıldı. Bu varsayım basitti:

-Büyük güçler arasında denge kurmak,

-Amerikan güvenlik şemsiyesinden yararlanırken İran ile ilişkileri tamamen koparmamak,

-Ekonomik büyümeye odaklanmak,

-Bölgesel çatışmaların dışında kalmak.

Uzun süre sürdürülebilir görünen bu strateji artık eski geçerliliğini yitirmiş durumda.

İran'ın ABD ve İsrail saldırılarına verdiği karşılık yalnızca iki rakip güç arasındaki çatışmayı derinleştirmedi; aynı zamanda Körfez ülkelerinin bölgesel güvenlik mimarisini algılama biçimini de köklü şekilde değiştirdi. Tahran, kendisiyle doğrudan savaş halinde olmayan Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Suudi Arabistan'ı da hedef aldı.

Dubai yakınlarındaki enerji tesisleri, Doha'daki LNG altyapısı ve Kuveyt Uluslararası Havalimanı gibi kritik noktaların vurulması sembolik saldırılar değildi. İran açık bir mesaj veriyordu: ABD'nin askeri varlığına ev sahipliği yapan her ülke, fiilen savaşın tarafıdır.

Kasıtlı bir stratejik belirsizlik

Bu tutum, Körfez devletlerinin son otuz yılda oluşturduğu dış politika zeminini temelden sarstı. Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Körfez ülkelerinin izlediği denge politikası gerçekten uygulanabilir miydi? Bu soruya verilecek dürüst cevap hem evet hem de hayırdır. Küçük nüfuslara, yüksek enerji gelirlerine ve kalıcı güvenlik kırılganlıklarına sahip olan Körfez devletlerinin hareket alanı zaten sınırlıdır. Birleşik Arap Emirlikleri'nde nüfusun büyük çoğunluğunu yabancı işçiler oluştururken, Bahreyn uzun yıllardır Amerikan deniz gücünün bölgedeki merkezlerinden biri konumundadır. Katar ise hem ABD'nin en önemli bölgesel üslerinden birine ev........

© Açık Görüş