menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Emperyalizmin İran’a ve dünyaya karşı yürüttüğü savaşa hayır

54 0
06.03.2026

Emperyalizmin İran’a Ve Dünyaya Karşı Yürüttüğü Savaşa Hayır – Hegemonya, Jeopolitik ve Yeni Savaşın Mantığı

MEHMET TAŞ – İran’a yönelik askeri baskı, çoğu zaman Batı medyasında basit bir “rejim krizi” veya “nükleer güvenlik sorunu” olarak sunulmaktadır. Oysa bu anlatı, çatışmanın gerçek niteliğini gizleyen ideolojik bir çerçevedir. İran meselesi, esas olarak küresel kapitalist sistemin içinden geçtiği hegemonya krizinin Batı Asya’daki yansımasıdır.

İran ne Irak gibi işgal edilmiş bir devlet ne de Libya gibi parçalanmış bir siyasal yapıdan ibarettir. Batı Asya, Orta Asya ve Kafkasya’nın kesişim noktasında yer alan İran, bölgesel güç dengeleri açısından stratejik bir merkezdir. Ayrıca son yıllarda Rusya ve Çin ile geliştirdiği ilişkiler, İran’ı küresel güç rekabetinin önemli düğüm noktalarından biri haline getirmiştir.

Bu nedenle İran’a yönelik saldırı yalnızca bir devletin politikalarına karşı yürütülen bir müdahale değildir. Bu süreç, ABD hegemonyasının gerileme eğilimi içinde yeni bir jeopolitik denge kurma girişiminin parçasıdır.

Emperyalizm ve Batı Asya’nın yeniden düzenlenmesi

Modern Batı Asya’nın siyasal haritası, büyük ölçüde 20. yüzyılın emperyal müdahaleleri tarafından şekillendirilmiştir. İran bu sürecin en belirgin örneklerinden biridir.

1951 yılında demokratik seçimlerle iktidara gelen Muhammed Musaddık’ın petrol endüstrisini millileştirmesi, İngiliz ve Amerikan çıkarlarına doğrudan meydan okuma anlamına geliyordu. 1953 yılında CIA ve MI6 tarafından desteklenen darbe, yalnızca bir hükümeti devirmedi; aynı zamanda Batı Asya’da emperyal müdahalenin kalıcı bir modelini kurdu.

Bu müdahale sonucunda iktidara getirilen Şah rejimi, Batı’nın bölgesel çıkarlarının güvence altına alındığı otoriter bir yönetim oluşturdu. 1979 İran Devrimi bu rejimi yıktı, ancak ortaya çıkan teokratik düzen devrimin demokratik ve sosyal potansiyelini sınırlayan yeni bir siyasal yapı yarattı.

Buna rağmen İran, devrimden sonra Batı Asya’daki emperyal düzenin dışında kalan nadir devletlerden biri olarak varlığını sürdürdü. Bu durum, ülkenin sürekli yaptırımlar ve diplomatik izolasyon politikalarıyla karşı karşıya kalmasına yol açtı.

İsrail, ABD ve bölgesel askeri mimari

Batı Asya’daki güç dengelerini anlamak için İsrail’in rolünü ayrı bir yerde değerlendirmek gerekir. İsrail yalnızca bölgesel bir devlet değil, aynı zamanda Batı’nın askeri mimarisinin önemli bir bileşenidir.

1948’de kurulan İsrail devleti, sömürgecilikten kurtuluş sürecinde ortaya çıkan yeni ulus-devletlerin aksine, yerleşimci kolonyal bir proje olarak doğdu. Zaman içinde bu yapı, ABD’nin bölgesel stratejisinin merkezi unsurlarından biri haline geldi.

ABD ile İsrail arasındaki ilişki çoğu zaman yanlış biçimde tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olarak yorumlanır. Oysa daha doğru tanım, iki aktörün........

© Açık Gazete