8 Mart, Feminist Kimlik, Savaş ve Barış
8 Mart, Feminist Kimlik, Savaş ve Barış Feminist kimliğin tarihsel ve toplumsal temeli
Feminizm üzerine yapılan değerlendirmelerde sadece kadınların toplumsal eşitsizliğine karşı kimlik ve mücadele çağrıları yapılmıyor, aynı zamanda çağımızın büyük siyasal çatışmaları içinde geniş yer tutan feminizmin önemli bir teorik çerçevesi genişletilerek derinleştiriliyor. Özellikle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü bağlamında bu çerçeve tartışmaların odağında yerini alıyor.
Antonio Antón “Feminist Kimlik” başlıklı makalesinde kimliğin biyolojik ya da kültürel determinizmlerden değil, toplumsal pratikten ve ilişkisel deneyimlerden doğduğunu belirtiyor. “Bu konu, toplumsal öznenin oluşumu, onun kısmi kimliklerinin birleşimi ve kesişimselliği ile yurttaşlık gibi sosyo-politik nitelikler ve insan olarak evrenselci kimlik ile” bağlantılıdır diyerek bu yaklaşımı ile kimlik tartışmalarına sosyo-tarihsel bir boyut kazandırıyor. Kadınların karşılaştığı eşitsizliğe ve ayrımcılığa karşı geliştirdikleri dayanışma ve kolektif deneyim feminist öznenin oluşumunu sağlar.
Bu yaklaşım, feminizmi yalnızca kültürel bir kimlik politikası olarak değil, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin toplumsal bir hareketi olarak tanımlar. Bu nedenle feminist kimlik, sınıf, ırk, ulusal kimlik ve diğer ezilme biçimleriyle kesişen daha geniş bir özgürleşme dinamiğinin parçasıdır.
8 Mart’ın tarihsel anlamı da tam olarak bu noktada ortaya çıkar. Kadın haklarının kamuoyu ile paylaşıldığı gün olmanın yanında ayrıca kadın emeği, eşitlik ve demokrasi mücadelesinin tarihsel........
