menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Bebeğin Ten Rengi Neden Bir Aileyi Bu Kadar Karıştırır?

16 0
24.09.2026

Bir doğum odası düşünün. Saatlerce süren sancı, ter, gözyaşı, sonunda o ilk ağlama sesi... Ve sonra bebeği kucağınıza alıyorsunuz. Her şeyin bittiği, dünyanın en güzel anının başladığı o an. Peki ya o an, beklediğiniz gibi değilse? Ya da daha doğrusu, etrafınızdakiler o anı beklediğiniz gibi karşılamıyorsa?

ABD'de yaşanan bir doğum haberi, günlerdir konuşuluyor. Beyaz bir çiftin bebeği dünyaya geliyor ve bebeğin ten rengi, ailenin beklediğinden farklı. Siyahi bir bebek. Habere göre bu durum, doğumhanede bir anda bambaşka bir havaya bürünüyor. Eşin ailesi, genç anneyi aldatmakla suçluyor. Baba adayı ise çocuğun kendisinden olup olmadığının belirlenmesi için DNA testi yaptırma kararı alıyor.

Şimdi bir durup düşünelim. Burada aslında kaç farklı hikâye var?

Birincisi, bir kadının hikâyesi. Saatlerce acı çekmiş, bedeniyle, ruhuyla bir insanı dünyaya getirmiş bir kadın. O an kucağına aldığı bebeğe bakıyor. Ve etrafındaki insanların yüzünde gördüğü şey, sevinç değil, şüphe. Bir anne için bundan daha yıkıcı bir an olabilir mi? Doğumun hemen ardından, en kırılgan, en savunmasız, en güçsüz olduğunuz anda size yöneltilen bir suçlama. Üstelik en ağırından: ihanet.

İkincisi, bir babanın hikâyesi. Adam, karısının kucağında bambaşka bir ten renginde bir bebek görüyor. Kafasında binlerce soru. İçgüdüsel bir şüphe mi, yoksa ailesinin baskısı mı onu bu noktaya getiriyor, bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var: O da o anda kendi içinde bir fırtına yaşıyor olmalı. Sevgiyle mi bakıyor bebeğe, yoksa bir yabancıya bakar gibi mi? Bunu bilemiyoruz.

Üçüncüsü, bir ailenin hikâyesi. Eşin ailesi... Belki de yıllardır gelinlerini seviyorlardı. Belki ilk torunlarını bekliyorlardı. Ve o anda, gördükleri şeyle birlikte bütün o sevgi, yerini suçlamaya bırakıyor. Peki neden? Neden bir ten rengi, bir insanın bütün karakterini, bütün sadakatini, bütün geçmişini bir anda silip atabiliyor?

Ve dördüncüsü... En çok konuşulmayan hikâye. O bebeğin hikâyesi. Dünyaya gözlerini açtığı ilk anlarda, etrafındaki yetişkinlerin gerginliğiyle karşılaşan bir bebek. Henüz hiçbir şeyden haberi yok. Annesinin kucağında, sıcaklık arıyor sadece. Oysa etrafında kopan fırtınadan habersiz. Peki büyüdüğünde bu hikâyeyi duyduğunda ne hissedecek? Kendisini bir sorun olarak mı görecek? Yoksa bir gün, "Benim tenim bir tartışma konusu değil, ben bir insanım" diyebilecek mi?

Şimdi burada durup, işin biyolojik kısmına da bakmak lazım. Çünkü bu tür haberlerde insanların aklına hemen "Demek ki aldatmış" gibi bir sonuç geliyor. Ama genetik, sandığımız kadar basit bir matematik değil. Ten rengi........

© ABC Gazetesi