menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Altın çağların sefaleti!

18 0
05.05.2026

Tarihi zaferlerle bezeli bir övünç vesilesi olarak görmeye koşulluyuz. Bize öyle öğretildi çünkü. Oysa insanlığın geçmişine yeterince dikkatle baktığımızda katliamlar, yokluk, kıtlık ve savaşların, mutlu ve müreffeh dönemlerden kat kat fazla olduğunu görürüz. "Antik Uygarlıklarda Günlük Hayat" serisinin onuncu kitabı 'Geleneksel Çin'de Günlük Hayat'ta şoke edici bilgiler var. Mesela Çin tarihinin altın çağı olarak adlandırılan dönem, meğer açlık, kıtlık ve en önemlisi kitlesel yamyamlıklara da sahne olmuş.

Ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee, büyük olduğu kadar- zaten her büyüklük çelişkilerini ve tartışmalarını içinde barındırmaz mı? -yazdıkları ve yazmadıklarıyla tarih araştırmalarının ve eleştirilerinin odağında oldu hep.

Anadolu ve Mili Mücadele'ye dair gözlemlerini Yunan ordusu cephesinden yapmıştı. Onun tarihçiliği ve Kurtuluş Savaşına bakışı başlı başına bir başka yazının konusu. Ancak tarihi, uygarlıkların doğuşu ve çöküşü üzerinden ele alan ve "yalnızca geçmişin kaydı değil, geleceğin anahtarı" olarak tarif eden Toynbee'nin şu vurgusu benim için hep önemli oldu: “İnsanlık tarihi, birbirinden bağımsız değil, etkileşim içindeki uygarlıkların öyküsüdür.”

Onun iki uygarlık arasında teması hiç sekteye uğratmadan karşılıklı bağımlılık ve alışveriş esasıyla ilerleyen ve tarihte yüzlerce yıl boyunca devam eden Çin - Türk ilişkileri ve benzerleri için yaptığı “uygarlıklar arası temasın yaratıcı gerilimi” saptaması da önemli.

Göktürklerle özellikle Tang dönemindeki Çin arasındaki ilişkiyi çok iyi anlatan bir ifade bu.

Neler olduğunu bir hatırlayalım...

Karmaşa içindeki Çin'de Tang hanedanı en parlak dönemini yaşıyordu. Göktürkler Tang’ın kurucusu Li Yuan ile dolaylı ittifaklar kurdular. Uzun bir süre karşılıklı yarar üzerine ilişkiler sürdü. Bir süre sonra Göktürkler iç karışıklıklarla sarsılınca özellikle Tang Taizong döneminde, Çin, bazı Türk boylarını destekleyerek Doğu Göktürk Kağanlığı'nı çökertti. Bundan sonra da Türk - Çin arasındaki ilişkiler devam etti. Seçkin Türk kurmayları Tang sarayına kabul edildi. Ekonomiden askeri alana birçok önemli devlet kurumlarında görevlendirildiler.

BİZİM TARİHİMİZİN DE BİR PARÇASI

Alfa'nın "Antik Uygarlıklarda Günlük Hayat" serisinin onuncu kitabı olan Tang Hanedanı dönemini ele alan Charles Benn'in 'Geleneksel Çin'de Günlük Hayat' adlı kitabı, yazımın girişinde anlattığım nedenlerden ötürü ayrıca ilgimi çekti.

Elbette Çin ile kadim çağlardaki gerilimli ilişkimiz bizim tarihimizin önemli bir parçası. Ve Benn'in kitabı sırf bu yüzden incelenmeye, okunmaya değer. Ancak kitapta öyle bölümler var ki - özellikle alıntıladığım bölüm- oraları okuyunca insan dehşet içinde kalıyor. Dahası insanlık tarihinin ihtişamdan çok sefalete dair öyküler içerdiğini anlayınca da yaşadığınız dehşet kat be kat artıyor!

Sanırım insanlık tarihi, uygarlığın ve sürekli gelişimin getirdiği bolluk ve esenlik kadar, büyük facialardan meydana geliyor.

Geleneksel Çin'de Günlük Hayat - Tang Hanedanlığı / Charles Benn - Alfa Yayıncılık

Şehrin tüm ahalisini pişirip yediler

Tang döneminde en az kırk iki kıtlık (yaklaşık her yedi yılda bir)yaşanmıştır... Ancak kıtlıklar, insanları normalde tiksinecekleri şeyleri yemeye zorlamıştır. 621 yılında Tang kuvvet­leri Luoyang’ı kuşattı ve şehirden hiç kimsenin kaçmamasını ya da metropole gıda maddelerinin girmesini engellemek için şehrin çevresine toprak istihkâmlar kur­dular. Şehirdeki bütün ot köklerini ve ağaç yapraklarını tükettikten sonra yurttaşlar, çamurla tahılların toz ha­line getirilmiş artığından “kekler” yapmaya yöneldiler ve elde edilen sonuç ise felaket oldu. Bunları yiyen herkes hastalandı. Bedenleri şişti, bacakları tutmaz hale geldi ve öldüler.

Kıtlıklardan sağ çıkmak için başvurulan bir başka son çare de yamyamlıktı. 618-619 kışında, toplam yakla­şık 200.000 askerden........

© 9 Eylül Gazetesi