menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SİYASETİN PARA ile İLİŞKİSİ

4 0
08.07.2026

Türkiye’nin siyaset ve para ilişkisini yeniden konuşmak zorunda olduğu kritik bir dönemden geçiyoruz. Susurluk süreci, 17-25 Aralık soruşturmaları, Sedat Peker'in kamuoyuna yansıyan iddiaları ve son dönemde CHP'li belediyelere yönelik soruşturmalar Türkiye'de siyaset-finans ilişkisini yeniden konuşmayı zorunlu kılıyor.

Aslında herkes her şeyi biliyor. Adaylık süreçlerinde dönen paraları, ihale ilişkilerini, belediye çevresindeki rant ağlarını, parti içi klikleri, medya-finans-siyaset üçgenini, akademideki torpil mekanizmalarını, tarikat-cemaat-siyaset ilişkilerini, iş insanlarının neden bağış yaptığını… Tüm bunlar çoğu zaman yalnızca fısıltı olarak kalıyor ya da biraz konuşulup en kısa zamanda üstü kapatılıyor. Bugünlerde muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar topluma, siyasette temizlik döneminin başlatıldığı şeklinde sunuluyor. Oysa gerçek değişim, tutuklayıp baskı ile itirafçı yaparak ya da iktidarın siyasi kontrolünde bir mahkemede yargılayarak değil, kolektif konuşma cesaretiyle başlar,toplumun hesap sorması ile topluma hesap verme ile başlar. En büyük çürüme, yolsuzluğun varlığı değil, yolsuzluğun normalleşmesidir. İnsanlar yolsuzluklar karşısında artık şaşırmıyor. Her sohbette tekrarlanan “zaten hepsi yapıyor” cümlesi adeta anayasa maddesi haline gelmiş durumda. Türkiye’de siyaset finansmanı sorunu uzun süredir yarı görünür, yarı inkâr edilen bir alan. Resmi söylemde “halk iradesi”, “parti örgütü”, ”aday belirleme süreçleri” konuşuluyor; ama kulislerde hemen herkes bazı adaylıkların ciddi para, ilişki ağı, müteahhit desteği, medya bağlantısı ya da ekonomik güç sayesinde olduğunu biliyor. Sorun yalnızca tek tek kişilerin yolsuzluğu değil, çok daha büyük ve yapısal sorunlar var. Partilerin finansmanı şeffaf değil, aday belirleme süreçleri demokratik değil, siyaset çok pahalı bir faaliyet haline gelmiş durumda, belediye başkanlığı özellikle büyük şehirlerde devasa rant ve ihale ağlarıyla iç içe geçmiş halde, milletvekilliği bile çoğu zaman ekonomik sermaye gerektiriyor. Türkiye’de seçim kampanyalarının gerçek maliyetleri, adayların finansman kaynakları ve parti içi harcamalar kamuoyuna açık değil. Belediye ihaleleri, imar kararları ve kamu alımları etrafında oluşan ekonomik ağlar uzun yıllardır hem gazetecilerin hem Sayıştay raporlarının hem de yargı dosyalarının konusu ama değişen bir şey olmuyor. Belediye başkanlığı özellikle büyükşehirlerde devasa rant ve ihale ağlarıyla........

© 9 Eylül Gazetesi