Yapay Gündemlerle Nereye
Pandemiden beri kişisel yaşamımda devre dışı olan gezi olgusuna son vermek için Kars’tan başlayıp Gürcistan ve Karadeniz Yaylalarını içeren bir geziye geçen hafta katılma şansım oldu. Bu gezi bende çok farklı düşüncelerin doğmasına yol açtı.
Kars’a hiç gitmemiştim. Kars, bu Vatanın var olması için ne denli fedakarlıkların ve acıların yaşandığını Çanakkale gibi insanın yüzüne haykırıyor. Kars Müzesinde Sarıkamış faciasının acılarını yaşarken; kar fırtınasında askeri, çarıkla ve yarı çıplak cepheye süren aklı vestratejiyi sorgulamak zorunda kalıyorsun. Aynı zamanda Kazım Karabekir Paşa’nın bu vatanayaptığı hizmetleri görüp minnet duyguların yeniden canlanıyor.
Diğer yandan Rus işgali dönemindeki kentsel ve mimari yapılanmanın ihtişamını görüp; Osmanlı İmparatorluğunun, kültürel ve estetik açıdan dönemin Rus kültüründeki derinlikten ne denli uzak olduğunu görüyorsunuz.
Ayrıca Kars’ın muhteşem peynir kültüründeki derinliğin, kültürler arası etkileşim sayesinde şekillendiğini öğreniyorsunuz. Ani harabelerinde iki farklı kültürel mirasın gün yüzüne çıkmak için beklediğini görüyorsunuz. Kars’ı yaşamak insanın düşün dünyasını hem zenginleştiriyor, hem de sorgulatıyor. Gürcistan’a doğru uzanan yolculuk ve yeşillik insanı kendi etki alanına çekiyor.
Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te yine çok kültürlü mimari geleneğin korunup yaşatıldığını görüyorsunuz. Bu müthiş bir zenginlik. Bizdeki beton kültürüne bizim kadar........
