Türk Kültüründe Laiklik ve Düşünme
Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel eğitime kadar inen, din ve inanç eğitimi ile genç beyinleri formatlama hevesi iki açıdan geleceğimiz için ciddi riskler taşımaktadır. Bu iki riski açıklamadan önce, inanç olgusunun, beynin en öncelikli ve en temel işlevi olduğunu vurgulamak isterim. Zira ilkel insansılar bile arkasındaki hışırtının, rüzgar yerine bir yırtıcı olabileceğine, varlığını korumak için hep inanmak zorunda kalmıştır. Bu temel işlevin yerine getirilmesi insan beyninde serotonin salgısı ile rahatlama ve inanılan görevin yerine getirilmesi ise ödül hormonu olarak dopamin salgılar. Bu etkiler günlük inançlardan, din ve ideolojiler ile komplo teorisi inançlarına kadar yaşanır. İnsanların deneyimleri, alışkanlıkları, gelenekleri, töreleri ve değerleri inançlara dönüşür ve insan inanmaktan kaçınamaz.
İnançlar içinde dini inançlar çok özel bir yere sahiptir; bir yüce varlığa inanıldığı için kutsallık atfedilir. Ancak dinlerin etkisi her kültür ortamında farklı biçimde şekillenmiştir. Himalayaların kuzeyindeki dinler öncelikle doğanın gözlenmesine odaklanırken, doğa güçlerinin işleyişinden, yani “dünyevi“ işleyişten esinlenmiştir. Himalayaların güneyinde ise insanın ruh dünyasına ve içe dönük inançlar, Hindistan’da sayısız din üretmiştir. Türk kültüründe İslam öncesinde Gök Tengri’ye inanılmış; Güneş, ay ve yıldızlar kutsanmış, dağların ruhuna inanılırdı. Bozkırın geniş ufkunda, at üstünde özgürce doğa nimetlerinden, sürekli yer değiştirerek yararlandı. Her yer........
