Arınmanın sosyo-politik evrimi
Geçen Haftaki yazımda Sayın Kılıçtaroğlu’nun ısrarla üzerinde durduğu arınma konusundaki bağnaz tavrının, içgüdüsel bir davranış olarak, insan beynindeki beyin sapı ve limbik sistemin işlevi olan kızgınlık ve öfkeye dayalı saldır-kaç davranışı olduğunu; bu yüzden neokorteksin akıl ve bilinç durumunu devre dışı bıraktığın belirtmiştim. Üstelik bu durum ülkemizin içinde bulunduğu kişisellik, keyfilik ve otoriterleşme ortamında toplumun geleceğini ipotek altına alma riskine vurgu yapmıştım. Bugün ise arınmayı; iyi, ahlaklı ve erdemli davranış olarak, uygarlığın evrim süreciyle nasıl değişim gösterdiğini özetlemek istiyorum.
İlkel insan doğa güçleri karşısında kendi çaresizlik ve aczini, mitoloji ve efsanelere dayalı bir anlam arayışı ile açıklamaya çalıştı. Süreç içinde toplu yaşam ve kentlerin oluştuğu dönemde ise, insan varlığının korunması ve düzenli toplumsal işleyişi sağlayan bir ilahi ve mutlak üst güç olarak tanrılara yöneldi. Her kentin bir koruyucu tanrısı oluştu. Tanrıya mutlak biat gerekti. Kentin korunması yanında işleyiş ve düzenin sağlanması için insanların kent tanrılarını kızdırmayan ve hoş tutan davranışlar göstermeleri gerekiyordu. Bunun için gerektiğinde insanlar kentin tanrısına kurban veriliyordu. İnsanlar sayısız putlar ve tanrılar........
