Fabrikalar, tarlalar. Bir de vakıflar!
Lucescu öldü; “köpekler istedi diye atlar ölmez”. Böylesine şahane bir futbol bilgesi, elbette ilk kez ondan işittiğimiz bu özlü sözü ederken, ne köpekleri aşağılıyor ne atları sultanlaştırıyordu. O yalnızca, La Fontaine üslubunca insana sesleniyordu: kötücüllere uyup iyilerin ölmesine, öldürülmesine, ipsiz sapsız hergelelere kurban edilmesine, harcanmasına izin vermeyin!
Ah ki, Prof. Dr. Yalçın Küçük öldü. İzninizle, hocaya tek başına bir köşe ayıracağım haftaya. Şimdilik derin bir iç geçirelim ve giderek çölleşen bu iklimde, onsuz ne yapacağımızı düşünelim.
Bu yazıyı Nisan’ın 8’ini 9’una bağlayan gece, günün tüm yorgunluğuyla yazıyorum. Çünkü gün koşuşturmalarının ardından, çağrıya icabet gereği, saatlerce “Meslek Fabrikası”nın karşısındaki alanda, mitingdeydim.
Son iki haftanın yazıları “İzmir’in hakkı İzmir’e” ortak başlığı taşıyordu ve meramını Meslek Fabrikası sorunu üstünden anlatmaya çalışıyordu. Yinelemeye düşmemeye, lafı dolandırmamaya çalışarak, izlenimlerimi ve düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım.
Alsancak Garı’ndan miting alanına yürüyerek gittim. Limanın yanındaki Malzeme Ofisi silolarından Salhane’ye uzanan o coğrafya, arkadaşınızın yaşamını belirlemiştir. Altı yaşında Çınarlı’ya ve Halkapınar’a merhaba demiş, niyeyse adı sonradan “Mersinli”ye çevrilmiş olan Yeni İzmir........
