Referandum'dan Lefke'ye: Tüm fenalıklara karşı hayır!
BERGAMA'DAN SİYANÜR GÜNLÜKLERİ-30
Anadolu artık bir siyanür cenneti oldu.
İzmir-Bergama Ovacık ve Dikili Çukurlan'dan Sivas Koyulhisar'a, Uşak-Kışladağ'dan Kayseri-Develi Özsüt'e, Balıkesir-İvrindi'den Ağrı-Diyadin-Mollakara'ya kaderde birleşen birçok yer bir avuç altın elde etmek için siyanür ve zehirli ağır metalli çukurlarla doldu, doluyor.
Cevherin altını alınıyor, geriye ölmüş doğa ve zehirli topraklar bırakılıyor.
Bu işlerin içinde TAMAD/Nurol Holding, Cengiz Holding gibi ünlü Türk şirketleri, TÜPRAG/El Dorado, Canterra, SSR MINING gibi yabancı şirketler var.
Artık devrede "Türkiye Altın İşletmeleri AŞ" adıyla Devlet/Kamu Şirketi de var.
Daha önce adı çokuluslu Eurogold olan, sonra Amerikan Newmont'a satılan, daha sonra FETÖ'cü olduğu iddia edilen Akın İpek'e ait KOZA'nın eline geçen bu şirket, KOZA'nın Türk Varlık Fonu (TVF) eliyle Devlet kontrolüne geçmesiyle bugünkü halini aldı.
Önce, Alman/Kanada, Fransız, Avustralya/ABD sermayeli Eurogold şirketi aracılığıyla ülkeye giren bu teknoloji, daha sonra yabancı şirketlerle ortaklık ve işbirliği yapan yerli şirketler tarafından da öğrenildi; devletin de devreye girmesiyle giderek yaygınlaştı.
Erzincan-İliç-Çöpler'deki altın faciası, 8 kişinin ölümü, Fatsa'daki atık barajı taşkınlarının yol açtığı çevre kirliliği bu yayılmaya bana mısın bile demedi.
(13 Şubat 2024. Saat: 14.28. Erzincan-İliç- Çöpler’deki Siyanürlü Altın Madeni faciası. 8 insan, milyonlarca canlı ölü: 30 yıl önce biz söylemiştik mi demeliyiz?)
Çünkü, neden olduğu bütün olumsuzluklara karşı altının kârı tatlı!
Bütün bu gelişmeler bağlamında insanlar can kaygısıyla ülke genelinde ve yerelde büyük tepkiler gösteriyor, güçlü sesler çıkardı, çıkarıyor.
Bugün herkes biliyor ki bu süreç Bergama'da işletilmek istenen siyanürlü altın madenine karşı köylülerin ve ülke genelinde çevrecilerin verdiği mücadele ile duyuldu.
12 Punto'da yayımlanmakta olan bu yazı dizimizle Bergama'da yaşananları anlatmaya devam edeceğiz.
Çünkü bunlar emperyalist sömürüye ve onların işbirlikçilerinin gaddarca kâr hırsına, vahşi kapitalizme karşı çıkan yerel halkın inanılmaz mücadelesidir.
Bilgiyle, hukukla, iletişimle, kamuoyuyla, eylemlerle süren bir savaşım!
Yarattıkları bu mücadele türü, bilim insanlarının "Bergama Paradigması" dediği davranış biçimi ülkenin her yanına yayıldı, örnek oldu.
(Bergama kent merkezinde protesto)
Bergamalı köylüler siyanür ve arsenikle zehirlenmemek için çır çır çığırıyor, kamu yetkililerinin onları duymasını ve kaygılarını dikkate almasını istiyordu. Yetkililer duymuyor, duymak istemiyordu.
Oysa bu itiraz değil yalnız yurt içinde, yurt dışında bile duyulmuş, dayanışma sesleri yükselmişti.
Midilli Belediye Başkanı Notis Panaiotou Bergama’ya gelip çevrecilere destek vermiş, İrlanda, Almanya, Fransa’dan 300 kuruluş dayanışma bildirmişti.
Hatta Birleşmiş Milletler, UNESCO “İnsan ve Biyosfer” bölümü yöneticisi Prof. Michael Succow Bergama’da siyanür altın madeni işletilmek istenmesini “cinayet” olarak nitelemişti.
Zülfü Livaneli’nin ünlü şarkısında söylediği gibi, “Kardeşim duymuyor, el oğlu duyuyordu”.
(Dünya çapında 300 kuruluş Bergama’ya sahip çıkıyor.)
Bu tepkilere rağmen İzmir'deki ilk mahkeme köylülerin aleyhine karar vermişti. Siyanürcü şirket zehirli madeni işletmeye can atıyordu. Kamu kesiminin karar vericileri arasında onlara yardım eden çoktu.
Siyanür kamyonları telle çevrilmiş maden sahasının kapısına dayanmış, köylerin dibindeki zeytin, çam ağaçları kesilmişti.
Ama Batı Anadolu'nun zeybekleri, kadın efeleri susmuyordu.
Alev alev yanıyordu yürekler Bergama'da.
Canlarını ve çevreyi korumak için direniş yükseliyordu.
Her şirketin işini kolaylaştıran karar yeni bir eylem biçimini doğuruyordu.
Köylüler artık yalnızca itiraz etmiyordu; alternatif bir demokrasi pratiği inşa ediyor, edecekti.
Bu ortamda çokuluslu siyanürcü şirket, Eurogold hem kamuoyu hem Ankara düzeyinde yaptığı propagandayla zehirli altının yararlarını anlatmayı sürdürüyordu.
Ancak Bergama'nın direnci ve eylemleri onları korkutmuştu.
Köylülerin ağaç kesimi karşısında yol kesmesi hem ülkede hem çevre kentlerde ve köylerde hızla duyulmuştu.
Basında çıkan siyanürlü altın propagandaları, köylülerin istemlerinin karşılanmak istenmemesi çevrecileri daha da kızdırıyordu.
Ancak bir "yol kesme eylemi" yetmezdi.
Bir şeyler yapmalı, kararlılık bir kez daha kalabalıkla vurgulanmalıydı.
(25.11.1996’da Bergama kent merkezinde yapılan yürüyüş ve mitingde bando cenaze marşı çalıyor. Renklendirilmiş.)
Belediyeciler, muhtarlar, köylerde yavaş yavaş kendiliğinden oluşmaya başlayan, kiminin komite dediği grupçuklar kendi aralarında ivedilikle görüşerek 25.11.1996'da Bergama kent merkezinde bir miting yapılması kararını aldı.
Yasal olarak siyanürün zehirlemesine karşı kenti korumakla görevli Bergama Belediye Meclisi'nde oluşturulan kriz merkezinde hazırlıklar yapıldı. Meclis üyeleri avukat Fuat Ateşoğlu ve esnaf Mehmet Özöner, 17 köy muhtarıyla birlikte bu hazırlıkta sorumluluk almış ve miting için yasal gereklilikleri yerine getirmişti.
Bergama'da Kaymakamlıktan miting izni alındı.
Bergama Belediyesi'nin düzenlediği, yağmurlu ve soğuk bir güne denk gelen ortamda yapılan mitingde göstericiler ilginç kıyafetlerle, tabutlar taşıyarak, Belediye bandosunun çaldığı Chopin'in cenaze marşıyla Bergama kentinin Cumhuriyet Meydanı'na girdiler.
Yapılan coşkulu konuşmalarla siyanürlü altına karşı olduklarını bir kez daha haykırdılar.
Yağmurdan sırılsıklam olmuşlardı ama dirençleri gözlerinden okunuyordu.
Tabutları gösterip, "Bizi siyanürle öldürüp mezarımızı kazmayın" diyorlardı.
Bu mitingle direniş yalnız köylerde değil Bergama kent merkezinde de boy gösteriyordu. Köyler ve kent birleşmişti.
(25.11.1996.Bergama kent meydanı-tabutlu........
