menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nazım Hikmet’in avukatları kimlerdi?

17 0
01.03.2026

NAZIM HİKMET  BİR İHTİLALCİ MİYDİ? 

Nazım Hikmet 1928'de Rusya’dan ikinci defa Türkiye'ye döndükten sonra defalarca   yargılandı. Bazı davalarda mahkum oldu. Bazı davalarda  bir ihtilalle  hükümeti  devirmek için örgütlenmekle  suçlandı. Oysa  ki Nazım, isnat edildiği gibi  hükümeti devirme eylemine girişebilecek bir profil değildi. 

Nazım, siyasal bir eylemcidenziyade bir sanat adamıdır. Bir şairdir.  30'larda edebiyat ve sanat alanında tanınmış bir simaydı. Şiirlerinde çoğunlukla sınıf çelişkilerini, aydınlanma devrimlerini, tarihi   olayları  coşkulu  bir şekilde ele alıyordu. Örneğin Şeyh Bedrettin Destanı ve Kuvayı Milliye destanı duygu yüklü  eserlerdir.  Okuyanlar  üzerinde  derin etkiler bırakır.Benim en sevdiğim  şiiri Sebastian Bach’ın Do Majör Konçertosudur.  Nazım,  hayatının  her döneminde komünistliğinden ötürü az çok polis takibi  altında yaşamıştır.  O  da koşullara uygun davranmayı  öğrenmiştir. 

NAZIM’IN  1928’DEN SONRA   ŞİİRLERİ 

Nazım Hikmet'in1928'den büyük  mahkumiyetine kadar   yayınladığı şiir kitaplarının  dökümü şöyledir: Bunların başında Bakü'de yayınlanan “Güneşi İçenlerin Türküsü”  gelir.Diğerleri ise kronolojik olarak 835 Satır (1929),  Varan 3 (1930), Nail Vahdeti Çakırhan’la birlikte   yazdıkları  1 1=1 ve Sesini Kaybeden Şehir (1931) Gece Gelen Telgraf (1932) Taranta Babu’ya Mektuplar (1935)Simavne Kadısı oğlu Şeyh Bedrettin Destanı (1936)  Nazım,  bu şiirleriyle edebiyat ve sanat çevrelerinde tanınmış  bir isim olmayı başarmıştı. Rusya’dan   döndükten sonra ZekeriyeSertel’in  Resimli Ay mecmuasında  çalışmaya  başlamış  bir taraftan da  şiirler yayınlayarak  meşhur olmuştu. 

NAZIM HİKMET’İN  YARGILANDIĞI  DAVALAR 

Nazım Hikmet  hakkında  bir çok dava açılmış, bazıları   mahkumiyet ile  sonuçlanmıştır.  1925 TKP davasında Ankara İstiklal Mahkemesinde gıyabında  karar verilmişti: 15 yıl hapis. Mahkumiyet kararı verildiğinde Nazım İzmir’de   kaçak olarak  saklanıyordu. Gizlice İstanbul'a geldi ve Moda açıklarında bekleyenTKP’nin  ayarladığı bir motora binerek yurt dışına çıktı.  Rusya'ya gitti. Belki de  İstanbul Limanında  bekleyen  bir Rus ticaret  gemisine bindirilmişti.  Rusya'da geçirdiği  3 yıldan sonra Nazım geri dönmek istedi. Defalarca Moskova  Sefaretimizden pasaport  talebinde  bulundu. Olumlu  cevap alamadı. İsmail Bilen’le birlikte Hopa üzerinden ülkeye girdiler.  İsmail Bilen TKP genel  sekreterliği de yapacak olan Laz İsmail  ya da Marat İsmail adlarıyla   anılan   kişidir. Hopa’da ihbar üzerine  tutuklandılar. Rize'ye sevk edildiler. Rize Ceza Mahkemesi  İstanbul’a sevk kararı verdi. İki   tutuklu  zincirli bir şekilde Galata Köprüsü'nden geçirilerek Sultanahmet cezaevine götürüldüler. Bir süre sonra  sadece  Pasaport Kanuna  muhalefetten  ceza aldılar ve serbest  bırakıldılar.  1931’de  sınıf tahakkümü suçlaması ile dava açıldı. Nazım Hikmet, İrfan Emin Kösemihaloğlu  tarafından   savunuldu. Bu davada Nazım komünist olduğunu   mahkemeye beyan  etti. Savunmanın temeli düşünce hürriyeti  idi.  Bu davada  beraat etti. O tarihte  mücerret  komünistlik suç  değildi. 

1933'te Süreyya Paşa Nazım’a hakaret davası açtı.  Nazım “Hiciv Vadisinde bir Tecrübe-i  Kalemiyye”   başlıklı  şiir   yazmıştı. Şiirde Süreyya Paşa  şiddetle  eleştiriliyordu. Nedeni Süreyya Sinemasının  müdürlüğünü yapmakta olan babası Hikmet Bey’in ölümünden Süreyya Paşa’yı sorumlu  tutmasıydı. Nazım bu davada İstanbul Birinci Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla  bir yıl hapis cezasına  çarptırıldı. 

1933-1934 arasında Bursa Ağır Cezada komünizm propagandası  nedeniyle yargılandı.  1936'da İstanbul Ağır Cezada gizli örgüt kurmak  suçlamasıyla yargılandı. 1937’de beraat  etti. 1938'de açılan iki  dava herkesin malumudur: Nazım Hikmet ve dönemin bütün solcu yazarlarının  yargılandığı Harp Okulu ve Donanma davaları. Her iki  davada  savcıların  temel dayanağı Askeri Ceza Kanunun  94.maddesi olmuştur.  İsnat edilen suç “askeri isyana teşvik etmek”idi. Nazım Hikmet’in  bu iki  davadan  aldığı toplam ceza: 28 yıl 4 ay. Bu davalarda Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Harbiyeli A.Kadir ve Kemal Tahir  15 yıl hapis cezası aldılar.  Kaynaklar Nazım Hikmet hakkında açılan  dava sayının 11  olduğunu söylüyor. 

OTUZLARIN  SONUNDA KOMÜNİSTLERE  YÖNELİK TUTUM DEĞİŞİKLİĞİ

Türkiye’de sola karşı daha ağır tedbirlerin uygulamaya konması  otuzların sonundadır. Örneğin Türk Ceza Kanunundaki maddelerin değiştirilmesi  gibi.  Bu abartılı anti-komünist  refleksi yaklaşmakta olan İkinci  Dünya Savaşı'na bağlıyorum.Devletin iç güvenlik ve milli savunma birimlerinin   başında bulunanlar bu politika değişikliğinin sorumlularıdır. Bu konudaki   görüşümü   hemen ifade etmek  isterim. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa mevcut düzeni soldan tehdit edebilecek her türlü neşriyat ve örgütlenmeyi tamamen ortadan kaldırmak istediler.

Oysa ki Türkiye'de mevcut iktidar yapısını tehdit edebilecek komünist bir örgütlenme potansiyeli yoktu. 1938'de peş peşe açılan Harp Okulu ve Donanma Davaları’nın yukarıdan verilmiş siyasi bir kararla başlatılmış olduğu kesindir.  Askeri  mahkemelerde  görülen bu davalar Kemal Tahir  ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın 15’er yıl, Nazım'ın 28  yıl 4 ay  hapse  mahkum edilmesi ile sonuçlandı. Kararların ağırlığını  Fevzi Paşa'nın psikopatolojik derecede anti- komünist olması ile açıklıyorum. 

Nazım'la birlikte bu davalarda mahkum olan diğer  isimlerİkinci  Dünya Savaşı yıllarını hapiste geçirdiler. Kararlar    Askeri  Yargıtayda  onaylandı. İlk götürüldükleri  yer Çankırı Cezaevi oldu.  

Nazım Hikmet, kalp krizi  geçirmesi ve diğer  sıhhi nedenlerle Dayı Paşa'nın tavassutu sayesinde  Çankırı'dan Bursa Cezaevine getirildi. Kemal Tahir ve Dr. Hikmet de Anadolu’nun küçük  vilayet merkezlerine nakledildiler. Burada  anılan Dayı Paşa,  Nazım’ın annesi Celile Hanım  üzerinden akrabası olan Ali Fuat Cebesoy’dur. 

Nazım Hikmet 1940'tan 1950'ye kadar Bursa Cezaevinde kaldı. Mahpusluk yıllarında dokumacılıktan Tolstoy çevirisine kadar birçok işler yaparak geçimini sağlamaya çalıştı. Piraye’ye ve  VedatÖrfi’den  olma çocukları  Mehmet ve Suzan’ın masraflarını karşılamaya çalıştı. Samimiyetle  onlara  babalık etti. Hem de cezaevi koşullarında. 

NAZIM’IN MAHKUMİYETİ VE TCK’DA YAPILAN  DEĞİŞİKLİK 

1938 Ocak ayının başında Nazım Hikmet her şeyden  habersiz  dergicilik  ve sinema işleriyle meşguldü. Harbiye’de  ve diğer askeri okullarda aramalar yapıldı. Öğrencilerin  yatakhaneleri basıldı.Yapılan aramalarda Gorki,Zola, AndreMalraux, İspanyol iç savaşı, diyalektik materyalizm  ile ilgili  çeşitli  neşriyat  ve Nazım'ın “Benerci Kendini Niçin öldürdü?”  isimli şiir kitabı bulundu. Şiirde  Hintli  bir devrimcinin mücadelesi ele alınıyordu. Bahse konu kitapların hepsi yayınlanmış kitaplardı. Nazım, komünist bir teşkilat kurmaya çalışmakla itham edildi. 

Şairin  göz altına alınması,  tutuklanması ve  mahkumiyeti   kısaca şöyle oldu: Nazım Nişantaşı'ndaki evinde Hilmi Ziya Ülkenle birlikte bir dergi çıkarmak üzere çalışıyordu. Göz altına alındı. Kadıköy İskelesine  götürüldü.  Oradan Silivri açıklarında Erkin gemisine nakledildi.Kemal Tahir'in kardeşi Nuri Tahir de Bahriye’de  astsubaydı. Onun da hususi  evrakı arasında  Sabahattin Ali'nin kitapları bulundu.  Bunların  hiç biri aslında suç teşkil etmiyordu.  

Aynı günlerde Kerim Korcanile  birlikte  yayıncılık yapan  Doktor Hikmet Kıvılcımlı ve eşi Fatma NudiyeYalçı  da göz altına alındılar. Göz altına alınan bütün isimler önce  tutuklandı sonra  mahkum oldular. 

16 Temmuz 1938'de 3531 sayılı yasa ile TCK  141ve 142. maddeleri değiştirildi.Bu değişiklikler  komünizmle mücadele için TCK’ya  konulmuştu. Maddelerin değişiklikten önceki halinde üçkez “şiddet kullanarak” ifadesi geçiyordu. Bu değişiklikle şiddet kullanarak ifadesi çıkarıldı. Küçük bir rötuş gibi görünse de  değişikliğin sonuçları çok radikal oldu. Eskiden  bir  yurttaş düşünce olarak komünizmi   beyan  etmişse  cezai  müeyyidesi olmuyordu. Bu değişiklikten sonra  her türlü komünist faaliyet (eylem ve söz) rejimi yıkmaya teşebbüs suçuna dönüştürülmüş oldu. Bu sırada Nazım Harp Okulu davasından mahkum olmuş, Donanma Davasında yargılanıyordu.

DONANMA  DAVASINDA  MAHKEME HEYETİNDE  KİMLER  VARDI?

Bu davada   karar veren  heyette  kimlerin  olduğu  kesin belli  değildir. Yargıçlardan   sadece birinin hukukçu  diğerlerinin  değişik rütbelerde deniz   subayları olduğu  biliniyor. 

Donanma  davası  ile ilgili olarak  iki  isimden söz etmek  yerinde olur. Bunlardan birinci Amiral Fahri Çokerdir.  Çoker 1938’de  genç bir  askeri  hakimdir.  Daha sonra Askeri  Yargıtay Başkanı  ve kontenjan senatörü oldu. Senatörlüğe atayan da bir denizci: Fahri Korutürk.  Bahriyemizin  Yakın Tarihinden Kesitler başlıklı  kitabın  yazarıdır. Çoker’in  yargılama  sırasında heyette olduğu, karar aşamasında çekildiğine dair ifadelere rastladım. Ancak bu kesin değildir.  Bu kitapta Çoker Nazım’ın mahkumiyetinin safahatını da anlatmaktadır. İkincisi  ise   hakim teğmen Haluk Şehsuvaroğlu’dur. Şehsuvaroğlu ilk soruşturma  aşamasında görevlendirilen askeri hakimdi. Soruşturmaya  gerek olmadığına ve tutukluların  serbest bırakılmasına  karar vermişti. Ama gelişmeler  onun verdiği  karar  lehinde gelişmedi. Başka  isimler  görevlendirildi. Haluk Şehsuvaroğlu aynı zamanda  Nazım’ın  Dolmabahçe’de  hasta  yatmakta olan  Atatürk’e  yazdığı mektubu  ulaştırmaya  çalışan ........

© 12punto