Fausto Zonaro: Ressam-ı Hazreti Şehriyari
Zonaro’un arkasındaki güçlü kadın Lisa’dır. Elisa ya da Elisabetta. Bir mühendisin kızı ve ilkokul öğretmeni. XIX. yüzyılın büyük buluşu fotoğrafa çok meraklı. Zonaro Paris’te kendine yeni şanslar yaratmaya çalışırken, Lisa da aynı şehre fotoğrafçılık öğrenmeye gitmiş. Fotoğrafçılığın her şeyini öğrenmiş. Lisa, Avrupa’nın ilk kadın fotoğrafçılarından biri olmalı. Paris’te tanışmışlar.
Genç aşıklar, Edmondo de Amicis gibi büyülü Doğuya meftun orientalistlerin etkisiyle İstanbul’da fırsatlar yaratabileceklerini düşünmüşler.Fikir Lisa’dan gelmiş. Akıllı kadın. Sezgileri kuvvetli.
Önden Lisa gelmiş İstanbul’a. Yıl: 1891. Sonra Zonaro geliyor. Yaşayabilecekleri yeni bir ortam yaratmaya çalışıyor birlikte. Henüz evli değiller.
O tarihlerde, kökeni Galata Levantenlerine kadar giden bir topluluk var Pera’da. Venedikliler, Cenovalılar. Söylenildiğine göre sayıları 14.000 civarında. Bazıları İtalyan vatandaşı bir kısmı Osmanlı.
Elisa ve Zonaro mütedeyyin Katolikler olarak 1892’de Saint Esprit Kilisesinde evleniyorlar. Ertesi yıl ilk çocukları Faustino doğuyor.
Lisa Parmakkapı’da bir fotoğraf stüdyosu kuruyor. Para kazanmaya başlıyorlar. Stüdyonun adı: Atelier Elsa Constantinople.
Bu arada ilk oturdukları yer Ayaspaşa Mezarlık Sokak. 1894 büyük İstanbul depremini burada yaşıyorlar.
Endüstri devrimi ve buhar enerjisinin etkili kullanılması, deniz ve demiryolu seyahati imkanlarını attırmıştı. Kuzey Amerika kıtası yüzyılın ortalarında demiryolu ile baştan başa geçilmiş; Avrupa demir ağlarla örülmüştü.
Osmanlı Türkiyesi, özellikle İstanbul ulaşılabilir “Orient” imgesine dönüşmüştü. Artık muhteşem Türkten söz edilmiyordu. Karlofça’dan sonra Osmanlı korkulan değil, merak uyandıran, Müslüman bir imparatorluk olmuştu. Buharlı gemiler ve demiryolu ile Avrupa’ya bağlanmıştı.
Sultan Aziz’in Fransa, İngiltere, Almanya seyahati yeni bir dünyaya işaret ediyordu. Batıda Türk artık bir modanın adıydı. Osmanlı, Kırım Savaşından sonra o zamanın Avrupasının bir parçası haline gelmişti.
Bu arada Osmanlı mülkü seyyahlar ve ressamlar için yeni piyasa imkanları demekti. Özellikle Jean Baphtiste Vanmour, Etienne Liotard, Antoine Ignace Melling, Amedoe Preziosi gibi isimler uzun süreler İstanbul’da yaşadılar. Erken dönem Orientalist sanatçılar olarak tanındılar.
Bu arada Teophile Gautier ve Edmondo de Amicis gibi yazarların İstanbul kitapları Elisa ve Fausto’yu etkilemişti. İstanbul’u resim piyasasında yeni imkanlar yaratabilecek egzotik bir şehir olarak düşünmeye başladılar.
Fikir Elisa’dan gelmişti. Böylece Zonaroların İstanbul hayatının ilk adımı atılmış oldu.
İslamda resim heykel yasağı vardır. Bence bu yasağın kökeninde Arapların putperestlik dönemine tepki vardır. Benim çocukluğumda bile “insan sureti yapmak” günah sayılırdı. Büyükanne ve büyükbabalarımız odada bulunan portre resimleri ters çevirmeden namaz kılmazlardı.Heykelin de put olduğunu düşündüklerini hatırlatmak isterim. Evde küçük bir heykelciğin varlığından bile hoşnut olmazlardı.
Bu tutumun nedeni Müslümanlıktır. Müslümanlığı yaşama pratiğidir. Bu nedenle İslam dünyasında kaligrafi, tezhib, mirnyatür vardır ama resim heykel yoktur.
Tanzimat sonrasında kapitalizm sadece endüstri devriminin ürünlerini piyasaya sürmedi. İdeolojisini ve sanatını da getirdi. Kültürel değerlerini de. Özellikle yönetici seçkinler sınıfında Batılı yaşam (buna Avrupai, asri hayat denirdi) benimsenmeye başlandı. Günlük hayatta, yeme içme adetlerinden mefruşata kadar radikal değişiklikler görüldü.
Avrupa’nın sanat ürünleri de bu kapsamdaydı. Osmanlı aristokrasisi piyano çalmaya, resim yapmaya bşladı. En azından resim ve klasik müzikten anlamaya gayret gösteriliyordu.
Bunu bir seçkinlik belirtisi olarak görüyorlardı. Resimden, müzikten, klasik romanlardan anlamak sınıfınızı belli ediyordu.
Bir yazımda özellikle belirttiğim gibi Karlofça’da barış müzakereleri yapılırken, Osmanlı delegeleri sandalyede oturmayı reddettiler. Onun yerine topluca bir divanda oturdular. Müzakereler böyle yapıldı. Barışa bu oturma düzeni ile ulaşıldı.
Bu tarihi olaydan sadece 150 yıl sonra Sultan Abdülaziz Avrupa’yı gezdi. Londra’ya Paris’e , Berlin’e gitti. Ataları gibi cenk için değil, çağdaş bir monark olarak Avrupa’nın imparatorlarına konuk oldu. Döndüğünde heykelini yaptırdı. Saraylarının bahçelerinde sadece Avrupa tarzı peyzajlar taklit edilmiyordu. Heykeller de vardı.
Son Osmanlı halifesi (TBMM kararı ile) Abdülmecid Efendi bir ressamdı. Eserleri incelendiğinde epey iyi olduğu da görülür. Karlofça’dan sadece iki asır geçmişti bu noktaya gelmek için.
İşte Zonaroların payitahta gelişleri ve kısa sürede elit sınıflar nezdinde prestij kazanmaları, sosyetede tanınmaları böyle bir bağlam içinde değerlendirilmek gerekir.
Birkaç yıl içinde Zonarolar, elçilikler çevresinde ve Osmanlı yönetici seçkinleri içinde kendilerine yer buldular. Resim ve fotoğrafçılık atelyesi üzerinden çevreleri genişledi.
Rus Büyükelçisi Alexandre Nelidov da İstanbul’daki Ruslar için büyükelçilik bünyesinde bir resim kursu açmalarını rica etti.
İngliiz Büyükelçisi Sir Philip W. Curie ve eşi Victoria, İtalyan büyükelçisi Collabion, Yunan Büyükelçisi Mavrokordato bağlantılarıyla Osmanlı elitleri ve sarayın dikkatini çektiler.
Zonaroların İstanbul hayatındaki kırılma noktası,“Ertuğrul Alayının Galata Köprüsünden geçişi” tablosunun Sultan Abdülhamid’e takdim edilmesi oldu. Zonaro, bu görkemli geçişi tuvale geçirebilmek için çok uğraşmış, Elisa’nın çektiği fotoğraflardan eskizlerinde yararlanmıştı.
Şimdi çok önemli bir kapı açılmıştı önlerinde. Bu devlet kapısıydı. Fausto Zonaro artık “Ressam-ı Hazret-i Şehriyari” olmuştu. Bu Saray’da bir yeri ve maaşı olmak anlamına geliyordu.
Arseven, Zonaroları Cihangir’de kurdukları ilk “Home Stüdyo” dan beri tanıyor. Lisa’nın hayranı bu arada. Dağınık saçlarıyla, çocukları disipline etmek için bağıran bir İtalyan anneyi tarif ediyor yazısında. Bir taraftan da akıllı adımlarla “kocasını” Pera ortamına sokmaya çalışıyor. Zonaro da bu otoriter İtalyan annenin çocuklarından biri gibi sanki. Bu otoriterlik hayatlarının sonuna doğru ayrılığa neden olacak.
Elisa, Paris’te Saint Germain bulvarında Pirou atölyesinde fotoğrafçılık öğrencisi oluyor. Bu zat devrinin çok tanınmış bir fotoğrafçısı. Epey bir süre çıraklık edip işin bütün püf noktalarını öğreniyor. İstanbul’daki o muhteşem resimlerin arkasında böyle bir birikim var.
Sultan Hamid, Zonaroların sanatından çok memnun kaldı. Yaptıkları işleri çok beğeniyor, gittikçe daha fazla güveniyor, yeni şeyler istiyordu. Lisa’dan fotoğraflar, Fausto’dan yeni tablolar.
Elisa’ya Haremde çalışma izni verildi. Belgeler temin edildi. Çünkü etrafta zaptiye var. Sultan Hamid devri, birilerinin ortalıkta izinsiz olarak dikkat çeken bir şeylerle meşgul olmalarına pek imkan vermiyordu. Şehir hafiye kaynıyordu.
Zaptiyenin dikkatini çekmek pek hoş olmayan bazı sonuçlara katlanmaya neden olabilirdi. Saray’a intisap edene kadar bu tür muamelelerle karşılaşmışlardı. Hatta Fausto’nun ilk gelişinde yanında getirdiği tablolara liman gümrüğünde el koymaya kalkmışlar.
Sultan tarafından keşfedilmesini sağlayan “Ertuğrul Alayı” tablosunun takdiminden sonra Zonaro, Saray’da memuriyeti, odası ve maaşı olan biri olmuştu. “Ressam-ı Hazret-i Şehriyarı” unvanının güvencesi altındaydı.
Sultan Hamid, Zonaro’ya bazı Osmanlı nişanları da tevcih etti. Bu jestlerin dışında, Akaret evleri 50 numaralı binayı onlara........
© 12punto
