Deniz Baykal CHP’ye nasıl genel başkan oldu?
Bu yazımda Baykal’ın CHP’nin dördüncü genel başkanı seçilmesinin arka planı ele alınmıştır 1995’ten 2010’a kadar devam eden inişli çıkışlı CHP liderliği ise ayrı bir yazının konusu olacaktır.
Baykal’ın birtakım avantajları vardı malum: yakışıklı, karizmatik ve hitabeti güçlü idi. Ankara Hukuku bitirmiş, Mülkiye’de asistanlık sınavını kazanmış, doktorasını vermiş ve siyaset bilimi doçenti olmuştu.
Akademik birikimiyle, güçlü hitabetiyle siyaset adamlığına son derece uygundu. Baykal’dan parti lideri olurdu, oldu da.
1960 yazında CHP genel merkezinde çekilen bir resimde Baykal’ı İsmet Paşa’yı ziyaret eden üniversite öğrencileri içinde görüyoruz. 1938 Antalya doğumlu Baykal bu tarihte 22 yaşındaydı. Bu resimden sadece 13 yıl sonra Baykal (1973) milletvekili seçildi.
Ecevit tarafından beğenilmiş, parti elitine kabul edilmiş, Ortanın Solu’nun yükseler dalgası Onu TBMM ‘ne taşımıştı.
Baykal, 12 Eylül öncesinde Ecevit hükümetlerinde iki kez bakan oldu. Ancak siyaset tarzından, hal ve hareketlerinden daha fazlasını istediği belliydi.
Tahminim şudur ki, her ne kadar Bülent Ecevit tarafından elinden tutulup milletvekili seçilmişse de; o, Bülent Bey’i pek beğenmiyordu. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, Baykal, parti liderinin birikimini zayıf buluyordu.
Ecevit, özelllikle 1977 seçimlerinden sonra partide en güçlü hizibin Baykalcılar olduğunu gördü. Baykal’ın genel başkanlık koltuğunu istediğini anladı. Çünkü kendisi de aynı yollardan geçmişti. İsmet Paşa’ya 18. Kurultay’dan itibaren başkaldırmış, Ecevitçilerin önderi olmuştu.
Bu yoldan gelerek 14 Mayıs 1972 Kurultayında İnönü’yü devirerek CHP’nin üçüncü genel başkanlığına seçilmişti. Aynı şey kendi başına da gelebilirdi.
Baykal’ı sadece bir kez gördüm. O da Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nin düzenlediği uluslar arası bir sempozyumda. Onur konuğu olarak davet edilmişti. Tarih 2008 olmalı. Aynı sempozyumda Andrew Mango’yu da gördüm. Kaldığımız otelin lobisinde Mango’nun sohbetinde bulunanlardan biri de bendim.
Baykal, bu toplantıda çok etkileyici bir açış konuşması yapmıştı. Akademik ağırlıklı bir toplantıya neden davet edildiğini sonradan anladım. Üniversite rektörü ortopedist Metin Lütfü Baydar, üç dönem CHP milletvekili seçildi.
Baykal’ın iyi bir konuşmacı olduğundan şüphe yoktu. Gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki Baykal muhalefette olmaktan hoşlanıyor bunun tadını çıkarıyordu.
Baykal 1963’te Ankara Siyasal’da doktora tezini savundu. 1961’de
akademiye girdikten iki yıl sonra. Siyasal’da yapılan doktora ve doçentlik tezlerini inceleyen bir makalede doktoraya 1959’da başladığı yazılmış. Ankara Hukuk mezunu Baykal mezuniyetten hemen sonra komşu fakültede doktoraya kaydolmuş. Olcay Hanım da Siyasal’ın Maliye Şubesinde henüz lisans öğrencisi. Baykal’ın doktora Tezinin başlığı : Siyasi Elit Kuramı (Alanı: siyaset bilimi, savunma tarihi : 14.10.1963) Doçentlik tezi ise 1968 tarihli ve “Siyasal Katılma : Bir Davranış İncelemesi” başlığını taşıyacaktı.
Aynı zamanlarda Mete Tunçay da Ankara’da Mülkiye’nin genç akademisyenlerinden biri. 1961’de “Erkinlik kavramı başlığı altında bir tezle doktorasını vermiş, Mete Hoca, 1966’da “Türkiye’de sol akımlar “ ile Doçent olacaktır.
Tarihlerden anlaşılacağı üzere, Baykal akademiye kabul edildiğinde Mete Tunçay doktorasını bitirmiş bir asistandı. Doçentlik aşamasında ise Baykal, Mete Tunçay ile arayı hızla kapatmış görünüyor.
Baykal’ın 1968 tarihli doçentlik tezi CHP için yaptığı bir araştırma projesinden üretilmiştir. Pratik ve hedefe uygun bir yol. Hem partide tanınma hem de akademik kariyer açısından epey faydalı bir yaklaşım.
Baykal’ın tezi 1970’de yayınlanmıştır. AÜSBF yayını olarak.
Özetle, 1961’de Mülkiye’ye asistan olarak giren Baykal, 1963’de doktorasını verdi. 1968’de doçent oldu. 1973’de Antalya milletvekiliydi. CHP-MSP koalisyonunda Maliye Bakanı olduğunda 35 yaşındaydı.
Ecevit, 1968’den sonra partideki “sağ-Atatürkçülük” çizgisine karşı şiddetli bir taarruz başlattı. Bu partide bölünmeye yol açacaktı. Cumhuriyetçi Güven Partisi bu ideolojik krizden doğdu. Ecevit’in başlattığı hareket elitizme kaşı Ortanın Solu açılımı idi. Ecevit anti-elitist bir elitti aslına bakarsınız. Bu da kendi içinde çelişkiler yaratıyordu.
Halkçı Ecevit söyleminin içeriği çok anlamlı bir şekilde doldurulamamıştı. Bu yazımda Ecevit halkçılığının üretici güçler, üretim araçları ve sınıf ilişkileri düzeylerindeki afaki teşhislerine değinmeyeceğim. Ecevit solculuğu bana göre hayalciydi.
Ama yine de bir cümle ile değinmeden geçemeyeceğim. Demirel 70’lerde Ecevit’i Marksistlikle suçluyordu. Bu doğru değildi. Bana sorarsanız Ecevit’in kafası karışıktı. Söyledikleri ve yazdıkları dikkatle incelendiğinde 80 sonrası uç veren İkinci Cumhuriyetçilik tezlerine yakın şeyler söylediği görülür.
1972 Kurultayında İsmet Paşa devrini kapatan Ecevit içlerinde Baykal’ın da olduğu geniş bir akademisyenler heyeti kurmuştu. Parti seçimleri kazanacak ve bilim yoluyla halka inilecekti.
Bu kadro çoğunlukla Ankara Hukuk ve Siyasal Bilgiler fakültelerinin hocalarından devşirilmişti. Aklıma gelen birkaç ismi hemen söyleyebilirim. Gündüz Ökçün, Haluk Ülman, Besim Üstünel, Turan Güneş , Deniz Baykal gibi. Başta isimler de var elbette.
Bu isimler milletvekili ve senatör seçildiler. Ecevit hükümetlerinde bakanlık görevlerine atandılar. Baykal XV. Ve XVI . dönemde Antalya milletvekili seçildi. Maliye ve Enerji Bakanlığı yaptı.
12 Eylül darbesinden sonra Demirel ve Ecevit Hamzakoy’da, Erbakan ve Türkeş Uzunada’da TSK tarafından “güvence” altına alındılar. Resmi bildirilerde bu ifade kullanılıyordu. Aslında bu ifade siyasi parti liderleri enterne edildiler, gözaltında tutuluyorlar demekti.
MGK’nın tehlikeli bulduğu politikacılar Ankara Dil Okulunda gözetim altına alındılar. Baykal da bunlardan biriydi. Haklarında kamu davası açılanlar tutuklu olarak orada kaldılar. Örneğin AlparslanTürkeş. Baykal birkaç ay sonra serbest bırakıldı. MGK yönetiminin Baykal hakkkında şöyle düşündüğünü sanırım “tehlikeli ama isnat edilecek bir suçu yok” serbest bırakın ama izleyin.
Ecevit bu dönemde ilerdeki siyasi hayatına yatırım olmak üzere askeri rejime meydan okuma teşebbüslerinde bulundu. Arayış Dergisini çıkarma, yabancı basına demeç verme, basın toplantısı yapma girişimi, MGK ve Sıkıyönetim Komutanlığı bildirilerine uymama, CHP genel başkanlığından istifasını bir beyanname ile halka duyurmaya teşebbüs gibi.
Bu eylemleri nedeniyle iki kez de cezaevine girdi. Kısa sürelerle. Cunta Ecevit’e kısa süreli gözdağı cezaları verdiriyordu. Daha fazla ileri gitmiyordu.
Ecevit de cuntanın hapse attığı lider konumundan azami faydalanmak için elinden geleni yaptı. Mektuplarını bastırdığı cezaevi antetli kağıtlara yazıyordu. İşte burası siyasi gösteriydi.
Demirel siyasilerin hepsinden akıllı olduğu için siperlere indi. Zamanın gelmesini beklemeye başladı. Baykal da Demirel gibi davranacaktı.
12 Eylül gerçekleştiğinde Baykal’ı Demirel tarzı bir tutum içinde gördük. Ecevit’in tersine. Bu “zamanın gelmesini, uygun koşulların doğmasını beklemek” demekti.
1982 Anayasası eski siyasi elite bir dizi yasak getirmişti. Cunta mutemet bir siyasi elit yaratmak düşüncesindeydi. Bu nedenle Demirel ve Baykal ekiplerinin “tanımlı siyasete sızma girişimi “ Milli Güvenlik Konseyi tarafından şiddetli bir tepki ile kaşılandı. Mevcut hukuk düzeninde bile yeni olmayan “Zincirbozan Sürgününe” gönderildiler.
Zincirbozan sürgünü günlerinde Demirel ve Baykal’ın MGK başkanlığına gönderdikleri mektuplar Türk demokrasi tarihi açısından anlamlıdır. Her iki siyasetçi de Türkiye’nin iki yüz yıllık hukuk devleti mücadelesinden sonra Habeas Corpus Act’ın gerisinde bir düzeye düştüğüne işaret ediyordu.
Gene de sürgün rejimi başarılı oldu. Parlamento ve hükümet MGK’nın onay verdiği bir şekilde teşekkül etti. İktidar Özal’ın partisine verildi. (1983)
MGK, anayasa ve temel yasaların hepsini çıkardıktan sonra çok partili siyasal hayata dönüş takvimini başlattı. Bu askeri rejim koşullarında göreli serbestinin olduğunu bir dönemin açılması demekti.
Anayasada eski siyasi kadrolara yönelik 5 ve 10 yıllık yasaklılık kategorileri vardı. Konsey, sadece Turhan Feyzioğlu’yu kurtaracak bir formül bulmuştu.
Deniz Baykal’ın içinde bulunduğu siyasetçi grubu (1977-1980 arası TBMM üyeleri) 5 yıl süreyle siyasetten yasaklanmıştı. Pratik olarak bu yasak sadece aday olamama, seçilememe........
© 12punto
