Monarşi...
Sadece babamın değil Türkiye'nin ekonomik olarak zorlandığı yıllar. 1966'lı yıllar. Bizler için iletişimin sadece mektupla yapılabildiği, telefonla görüşmelerin yok denecek kadar az olduğu seneler. Babam Göcek Etiban'ta inşaat işçisi. 1961 Anayasasını, Türkiye için fazla denilen demokratik parlamenter sistemini sindirmeye ya da benimsemeye çalıştığı yıllar...
Göcek Etibank Muhasebe Müdürü Nuri Altıner Etibank Camiasında, Göcek'te saygın bir devlet adamı olarak bilinir hatırlanır. Çalışanlarına ve Göcek halkına elinden geldiğince yardımcı olurdu.
Zaman zaman İzmir'e gelir, Buca Erdoğan yurdunda okuyan oğlu Hakkı Ömür ile birlikte beni de alır yılda bir iki kez hafta sonu Konak Kemeraltı Çarşı girişindeki Ankara Palas oteline götürürdü. İlk kez muzu orada görmüş ve yemişliğim var. Hatta kabuğunu da yemeğe kalkmıştım ve gülüşmelere yol açmıştım. Onlar gülüşürken bende içimden mahçubiyetimle ezilmiştim.
İşte o büyük insan, önder insan beni bir köşeye çekti. "Bak oğlum, gördüğüm kadarıyla baban seni ve kardeşini okutmada zorlanıyor. Yatılı okul sınavlarına katıl. Mesleki liseleri tercih etmeye çalış. Öğretmen okulları var. Askeri liseleri unutma. Köy çocuğusun ziraat meslek okulları sınavlarına gir."demişti. Muzun ve çeşitli meyve tabağının yanında pırıl pırıl basılmış bir kaç gazete de getirmişti. Adını anımsamadığım bir gazetenin ana sayfasının bir köşesinde Çorum Belediyesi Temizlik işçileri greve gittiler. İşçilerin hakkını savunmayan TÜRK - İŞ sendikasına karşı yürüdüler. Böyle bir haber dikkatimi çekmişti.
Grev, Sendika, TÜRK- İŞ bana epey yabancı gelen kelime ve ifadelerdi. Temizlik işçileri neden yürüsünler diye meraklanıp, eyleme destek verenleri........
