Türkiye’de ücretler ve talep: Neredeydik, nereye gidiyoruz?
Para politikasında dezenflasyonist tutum alınınca, yapısal sorunların (uzun vade) ve konjonktürel analizin üç temel sektöründeki talebin gelişimi merak konusu oluyor: Konut, otomotiv ve teknoloji. Zira Baran ve Sweezy’nin tekelci rekabet kitaplarında belirttiği üzere: “Ekonomik sistem ancak toplumsal ihtiyaçlar temelinde rasyonel planlanırsa sürdürülebilir olur.”
Eğer böyleyse, şunu söylememiz gerekir: Türkiye’nin konut, savunma sanayi ve otomotiv üzerinden büyüme stratejisi, rasyonel planlamayla, toplumsal ihtiyaçları gözeterek, hem ithalatı ikame eden yatırımlar, hem de sivil toplumu geliştirecek ve iç talebi gözetecek yeni bir stratejiyle yer değiştirmeli.
Tıpkı ABD’nin Çin’le rekabette geri kalarak, içerde çip (yonga) yatırımlarına yönelmesi gibi.
Yalnız ABD ICE polis gücüyle sivil toplumu bozucu yönde ilerlediğinden, telafi mekanizması kuramıyor. Minneapolis’de öldürülen masum emekçi ABD vatandaşları üzerinden topluma gözdağı vererek, ABD Doları’nın gücünü her geçen gün daha da zayıflatıyor. Ayrıca ABD, küresel ısınmanın yüzde 13-15’inden sorumlu olmasına rağmen, Paris İklim Anlaşması’ndan çekildi ve iklim verisi kullanmıyor. Bu nedenlerle kötü bir örnek aynı zamanda.
Enflasyondaki 50 aya yaklaşan ivmelenmenin “kısmen yavaşlaması” iç ve dış talep açısından tatsız bir görünümle gerçekleşiyor. Öncelikle kısa vade açısından konutta yavaşlama dönemine girildiği, fiyatlardaki olağanüstü artış nedeniyle yapısal sorunların tavan yaptığı bir aşamadayız.
Konut sahipliği hayali bile kuramayan kitlenin artışı bir yana, ortalama kiranın nominal ortalama ücretlere yakınsadığı bir dönemi yaşıyoruz. İşyeri kiralarından yüksek artışın hizmet enflasyonunda belirleyici olduğunu biliyoruz artık.
Öte yandan, arsa maliyetindeki artışın yavaşlamaması ranta çeken tarafın hâlâ güçlü olduğu, bu sorunun uzun vadeye taşındığı konusunda bir fikir vermektedir. Peki, geçen yıl gerçekleşen yaklaşık 1,7 milyonluk konut satışı ve 1,35 milyonluk otomobil satışı sürdürülebilir mi? Bu iki sektöre gelen talep ve artık değerin emilim süreci dikkate alınınca, yanıtımız hayır. Üstelik gelen talebin önemli bir kısmı en üst gelir dilimindeki........
