Halklar barışık olabilir mi?
Bir ülke halklarının barışması ve kavgasız bir arada sulh ve sükun içinde yaşaması her insanın hem hakkı, hem de talebidir. Ne var ki, yeryüzünde devletler, dinler ve diller farkı olduğu sürece herkesin bir arada yaşayabileceği sulh ve sükun ortamının oluşması fazla olası görülemez. Çünkü devletler arası ihtilaflar, dinler arası sürtüşmeler ve farklı dil kullananlar arasındaki anlaşmazlıklar devamlı olarak halklar arası çatışmaları tetikler. Bu basit modelin çalışmasını sağlayan, hatta işleyişi yağlayan asıl doku ise ekonomik sistemdir. Kapitalist sistem bireysel çıkar ve muhalifi ya da karşıtı dışlamaya dayandığından, hemen hemen hiçbir uzlaşmaya yer bırakmadığından farklı güç odakları karşıtlarını dışlayarak devamlı çatışmayı gündemde tutar. Söz konusu çatışmaların önlenmesi ve olabildiğince sükunet içinde yaşama olanağının oluşturulabilmesi için bazı sosyal ve politik teamüller geliştirilmiş, kurumlar oluşturulmuştur. Laiklik ilkesi, uluslararası paktlar, çatışmazlık anlaşmaları ve en tepede Birleşmiş Milletler gibi örgüt ve politikalar bu bağlamda sayılabilir.
Tüm politikalar ve kurumların mevcudiyetine rağmen geçmişin kabile çatışmaları, günümüzün savaşları sürgit devam etmektedir. Birinci ve ikinci paylaşım savaşları, bölgesel irili ufaklı savaşlar, günümüzde İsrail’in Filistin üzerine uyguladığı baskı ve terör tüm medeniyetin ilerlemiş olduğu düşüncesini adeta yıkarcasına gözler önünde cereyan etmektedir. Geçmişte yaşanmış acı Holokust vahşetinden pek geri kalmayan günümüz vahşeti, şairin veciz ifadesiyle betimlediği gibi, medeniyet gerçekten tek dişi kalmış canavar gibi tüm insanlığı pençesine almış bulunmaktadır.
Burada sorulması gereken felsefî soru, acaba halklar arasın çatışmalar insanın özünde mevcut çatışmacı ve uzlaşmaz davranış modelinin mi sonucudur, yoksa özünde kötü olmayan insan çevresel etki ve........
