Önce duygu, sonra akıl: İkna, medya ve şiddet haberlerinin dili
Kamuoyunu etkileyen olaylar karşısında sıkça dile getirilen bir beklenti vardır: Daha fazla veri, daha fazla analiz, daha fazla rasyonalite. Bir istatistikçi olarak ben de böyle düşünürdüm.
Oysa iletişim pratiği, özellikle kriz ve travma anlarında, bu beklentinin o kadar da karşılık bulmadığını gösteriyor. Bildiğimiz gibi ilkel beynin etkisiyle İnsanlar çoğu zaman bilgiyle değil, duyguyla harekete geçer. Bu durum yalnızca gündelik gözlemlerle değil, aynı zamanda hem klasik retorik hem de modern iletişim kuramlarıyla desteklenen bir olgudur.
Aristoteles, Retorik’te dinleyicinin ikna edilmeden önce belirli bir duygusal duruma getirilmesi gerektiğini vurguluyordu.
Bu yaklaşım, iknayı yalnızca mantıksal argümanların değil, duygusal hazırlığın da bir ürünü olarak konumlandırmaktadır. Günümüzde Aristo’nun ortaya attığı bu yaklaşımın çağdaş karşılığını Pettyve Cacioppo’nun 1986 ortaya attığı Ayrıntılı İşleme Olasılığı Modeli (Elaboration Likelihood Model) sunmaktadır.
Model, bireylerin mesajları iki farklı yoldan işlediğini öne sürer: yüzeysel ipuçlarına dayanan çevresel yol ve daha derin bilişsel çabaya dayanan merkezi yol. Ancak merkezi yolun devreye girmesi, bireyin mesajla anlamlı bir bağ kurmasına bağlıdır. Bu bağ çoğu zaman duygusal bir eşik üzerinden kurulur.
Bu nedenle etkili politik iletişimde belirli bir sıralama dikkat çeker: önce duygusal çerçeve kurulur, ardından bilişsel içerik yerleştirilir. Barack Obama’nın konuşmaları bu açıdan sıklıkla örnek verilir. 2012’deki Sandy Hook İlkokulu saldırıları sonrasında yaptığı konuşmada, doğrudan politika önerileriyle başlamaması; bunun yerine hayatını kaybeden çocukların isimlerini tek tek anması, dinleyiciyi önce duygusal bir ortaklık alanına davet........
