Siyaseti toplumsallaştırmak, toplumu siyasallaştırmak
Türkiye, CHP’ye yönelik mutlak butlan kararına, yargının ana muhalefet partisinin başına genel başkan tayin etmesine, kayyum atamasına odaklanmışken, arada tavukçuluk sektörünün önde gelen bazı şirketlerine de kayyum atandı.
Burada siyasi ve ticari kurumlara atanan kayyumları konuşmaktan çok, asıl önemlisi, toplumun sorunlarına çözüm üretilmesini, toplumun siyasallaştırılmasını, yurttaşların, kendi sorunlarının çözümünde bilinçli ve örgütlü olarak mücadeleye katılmasını konuşmak gerekiyor.
CHP’deki çekişmenin, aralarında hiçbir ideolojik fark olmayan iki genel başkanın (biri seçilmiş, biri atanmış) karşılıklı atışmalarının, yararı olmadığını unutmamak gerekiyor.
Girdiği tüm genel seçimleri, yerel seçimleri, referandumları ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetmiş bir isimle, üstelik sağ siyasete, sağcı kadrolara olan sevgisi, saygısı, Atatürk ve Kemalizm karşıtlarına olan hoşgörüsü, muhabbeti (Ekmeleddin İhsanoğlu, Mehmet Bekaroğlu, Orhan Sarıbal, Yüksel Taşkın, Hüseyin Aygün, Muhammet Çakmak ve başkaları) bilinen bir isimle (Kemal Kılıçdaroğlu), onun yetiştirdiği, el verdiği, önünü açtığı isimler arasındaki (Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve diğerleri) arasındaki çatışmanın, ideolojik olmadığını görmek gerekiyor.
Asıl sorun kapitalizm, asıl sorun liberalizm, asıl sorun bunların yarattığı yoksulluk, çürüme, yozlaşma olduğundan, siyasal tartışmayı bu zemine çekmek, örgütlü ve sınıf temelli mücadeleyi bu hat üzerinde kurmak gerekiyor.
Çünkü taraftarları ne derlerse desinler, kapitalizm, doğası gereği kriz üretiyor. Krizlerin ağır faturası emekçilere, yoksullara, dar gelirlilere, geniş halk kesimlerine çıkıyor. Kapitalizm doğayı, çevreyi kirletiyor. Gıdayı, havayı, suyu zehirliyor. Ahlaki değerleri çürütüyor. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapıyor.
Sonuçta hep........
