menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kürt sorunu: Eşitlik ve özgürlük mü, ortaçağın karanlığına takılıp kalmak mı?

13 1
16.03.2025

Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te “Apo gelsin Mecliste konuşsun” çağırısı her ne kadar kimi çevrelerde ikinci açılım süreci diye tanımlansa da, süreç aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarını değiştirme hedefi olan Büyük Orta Doğu Projesinde ve bir Kürt Devleti kurma hedefinde yeni bir aşamaya gelinmiş olmasıdır.

Emperyalizmin bu projesini, “Türkiye’de terör bitecek. Barış gelecek, demokrasi gelişecek, Kürt sorunu çözülecek, herkes eşit olacak” diye yansıtmak büyük bir aldatmacadır, tuzaktır.

Kürt Sorunu diye tanımlanan sorun nedir? Detaylarını aşağıda yazacağım. Tek cümle ile özetlemek gerekirse Kürt sorunu, Doğu ve Güneydoğu bölgesinde yaşayan yurttaşların önemli bir bölümünün tarikatlar-aşiretler-ağaların egemenliği altında inlemesidir. Üstüne üstlük, Doğu ve Güneydoğu’da egemen olan tarikat yapılanması gücünü artırmış, daha da yayılmış ve devlette mevzilenmiştir. Tarikatlar da, aşiretler de, toprak ağalığı gibi kavramlar da Orta Çağın Feodal yapılarıdır ve Türkiye’nin bu bölgesi Yirmi Birinci Yüzyılın birinci çeyreği biterken hala orta çağda kalmıştır.

Bunun da sorumlusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Aydınlanma Devrimlerine karşı çıkan toprak ağaları- din adamları öncülüğündeki ittifaktır.

Türkiye’deki sorun, iddia edildiği gibi Kürt kimliğinin yok sayılması değildir.

Şunu baştan söylemeliyim. Her insanın etnik kökeni, kendisinin gururudur. Demokrat olmanın temel şartı, insanların etnik kökenlerine de, inançlarına (inançsızlık dahil) saygı duymaktır.

Kulağa hoş gelen eşit yurttaşlık kavramı, Türkiye’de vatandaşlık tanımını etnik bir yapıya dönüştürmeye çalışan ulus devlet karşıtı bir emperyalist kavramdır.

Her bireyin birden çok alt kimliği vardır. Bulunduğu coğrafya, bitirdiği okul, sahip olduğu meslek, taraftarı olduğu takım, çok tanrıdan tek tanrıya, tanımlanmış dinlerden mezheplere, deizme, ateizme, tarikatlara kadar yüzlerce alt kimliğe bölünen dini kimliği, etnik kimliği gibi…

Bu kimlikleri üzerinde, üst kimlik olarak anayasal vatandaşlık kimliği vardır. Anayasanın 66 maddesine göre, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" tanımlaması yapılmıştır. Burada etnik ve dini kimlik söz konusu değildir. Siyasal vatandaşlık bağlılığını tanımlar. Ermeni Fransızı, Arap Fransızı, İtalyan Amerikalısı, Hint İngilizi, Türk Almanı denmez. Katolik Alman, Müslüman Alman, deist Alman, Protestan Alman denmez. Fransız, Amerikalı, İngiliz Alman vatandaşı denir. Bizde de Kürt Türkü, Laz Türkü, Çerkez Türkü, Rum Türkü, Ermeni Türkü denmez. Türk vatandaşı denir. Sünni Araplar ve Şii Araplar diye tanımlama yapılan coğrafyada yüzyıllardır kan ve gözyaşı dinmiyor.

Vatandaşlık bağını üst kimlikten çıkartıp alt kimlikler üzerinden tanımlamaya kalkarsanız, laik devleti de, üniter devleti de unutun. Kendinizi bir kaosun içinde bulursunuz. Ve bu tür kimlik arayışları içinde yaşadığımız çağdan sanayi devrimi öncesi çağa, orta çağa dönüştür.

Toplumsal yapıdaki değişimler, sınıflar, devletlerin yapıları, örgütlenme şekilleri, devlet insan ilişkileri ekonomideki ve teknolojideki değişimlerle şekilleniyor.

Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi, egemen olan monarşik devlet örgütlenme biçimlerini cumhuriyetlere, ulus devletlere dönüştürürken, devlet yurttaş ilişkilerinde temel insan hakları, insanların eşitliği, laiklik ve demokrasi gibi kavramlar da gelişti.

Siz şimdi üst kimlikleri reddedip alt kimlikler üzerinden vatandaşlık tanımı yapmaya kalkarsanız, o birliği ve bütünlüğü dağıtırsınız. Bugün Kürtler üzerinden bölersiniz, daha sonra o bölünmeye başka etnik kimlikler girer daha sonra dini kimlikler dahil olur. Müslümanlar,........

© 12punto