İhtirasın bedeli: İlk kayıplar, sonrası üzerine öngörüler, öneriler ve 1994’ten bir anı
İktisatçıların görevi, yurtta ve dünyada her alanda olan biteni izleyip geleceğe yönelik öngörülerde bulunmaktır.
Türkiye, tek adam rejimi nedeniyle öngörü yapmanın zorlaştığı bir ülkedir. Tek adamın her geçen gün otoriterliğini arttırması, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı kavramlarının anlamını yitirdiği bir ülkede siyasi istikrardan da, ekonomik istikrardan da söz etmek mümkün değil.
Hukuk ve demokrasi alanında yapılan sivil darbenin ekonomideki ilk üç günlük faturası çok ağır oldu. Ama üzülerek söylemeliyim ki, fatura giderek kabaracak. Bu yazı kaleme alındığı sırada Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları, gözaltındaydı. Mahkeme tutuksuz yargılama kararı verirse olaylar biraz sönümlenebilir ancak ekonomideki kayıplar geri gelmez. Ekonomide yine ağır fatura ödemeye devam ederiz. Örneğin döviz kurundaki artışın enflasyonu tetiklemesi, önümüzdeki hafta akaryakıt fiyatlarına yeni zamlar gelmesi, enflasyonun yükselmesi, milletin sırtındaki faiz yükünün yükselmesi gibi bedelleri önümüzdeki dönem ödeyeceğiz. Bundan kaçış ve geri dönüş yok. Eğer tutuklama kararı çıkarsa, bunun ekonomiye bedeli, burada yazamayacağım kadar ağır olur.
18 aydır tek bacaklı dezenflasyon politikası uygulanıyordu. Bu politikanın eksikliklerini defalarca, yazdık ve anlattık. Sadece faizi yüksek tutup döviz kurunu baskılamayla olmaz diye uyardık. Yanına maliye politikasını koyun, bütçe harcamalarını kısın, vergi almadığınız kesimlerden vergi alın dedik. Nüfusun yüzde 80’i yoksullaştı. Emeklinin, işçinin, çiftçinin alım gücü düştü. Onların talebi ile değil nüfusun en üst yüzde 20’lik kesiminin enflasyonist talebi ile uğraşın dedik.
Sadece yüksek faiz, sıkı para politikası ve baskılanmış kur politikası izlediler. Eksik de olsa, yetersiz de olsa enflasyonda baz etkili düşüşler yaşandı. Mehmet Şimşek ve Merkez Bankasının yeni yönetimi, işleri 2023 yılının ortasında devraldı. Eylül 2023’te TÜİK’in yüzde 61, ENAG’ın yüzde 130 olarak ölçtüğü enflasyon, dar gelirlilerin, emeklinin, işçinin boğazı sıkılarak TÜİK’de yüzde 39’a ENAG’da yüzde 80’e düştü. Bu düşüşler yetersizdir, fiyatlar artmaya devam etmektedir ama yine de yüzde 39 yüzde 61’den, yüzde 80 de yüzde 130’dan iyidir.
Bu politikalarla Merkez Bankası döviz rezervi biriktirirken Türk halkı ayrıca yurt dışından gelen sıcak paraya da ağır bedeller ödedi. Rakamlara boğmayacağım. Meraklısı için yazının en sonuna bir tablo ekleyeceğim. Ama kısaca şunu söylemeliyim. Türk halkı AKP döneminde her yıl sıcak para için yurt dışına 10 milyar dolar civarında faiz ödüyor. AKP dönemi ortalaması her yıl portföy yatırımlarına yüzde 39, mevduat-krediye yüzde 32 faiz ödedik. Dünyada doların getirisinin yüzde 4-5’ler seviyesinde olduğunu düşünürsek ne derece ağır bir sömürüye katlandığımız ortaya çıkıyor.
Ne karşılığında? iktidar bol döviz bulsun, ithalat yapsın, Merkez Bankası döviz rezervi biriktirsin diye. Son 18 ayda ufak ufak gelen carry trade dedikleri sıcak para yaklaşık 30 milyar dolardı. Bu para için millet bu kadar fedakârlık yaptı. 18 ayda gelen 30 milyar doların 23 milyar doları, yüzde 75’i üç günde gitti.
Borsa, bir yıldır yabancı yatırımcının yolunu gözlüyordu. Son iki haftada rekor girişler olmuştu. Getirdikleri paranın haftası dolmadan sivil darbe yapıldı. Borsa üç günde yüzde 16 değer kaybetti. Bankacılık hisselerindeki kayıp yüzde 26’yı buldu. Gelen yabancılar çekip gitti. Borsada yabancıların 35 milyar dolar değerinde hisse senedi stoku vardı. Ne kadarının gittiğini Merkez Bankası istatistiklerinden Perşembe günü öğreneceğiz. Borsadaki şirketlerin piyasa değerinin yaklaşık 50 milyar dolar gerilediği söyleniyor. Son bir haftalık işlem hacmi 807 milyar lira. Kayıp yüzde 16… Yaklaşık 130 milyar lira… Dolarla ifade edersek, son üç günde ellerindeki hisselerini satanlar 3 milyar 400 milyon dolar kaybettiler. Ellerinde tutanların henüz reel bir kaybı yok. Bu tür panik ortamlarında alınan her türlü karar yanlış da olabilir, doğru da olabilir.
Olaylar patlak vermeden 14 Mart haftasında Merkez Bankasının brüt rezervleri 171 milyar dolar, Swap hariç biriktirdiği net rezervler 65.4 milyar dolardı. Para piyasasını izleyen uzmanlar, sadece üç günde 25-26 milyar dolara civarında döviz rezervinin yakıldığını söylüyorlar.
Anlamı şu… Türk halkının boğazı sıkılarak, fedakarlıklara katlanılarak biriktirdiği net rezervlerin yaklaşık yüzde 40’ı bir kişinin ihtirası uğruna yakıldı.
Bunun sonunun nereye gideceğini henüz bilmiyoruz. Burada esas soru şu: Türk Lirası mevduat sahipleri, para piyasası fonlarına yatırım yapanlar ve şirketlerin olası döviz talebi ne olur? Çeşitli senaryolara göre bu soruya yanıt aradım. Bu senaryolar spekülatif bir yazıya........
© 12punto
