Körfezden Kızıldeniz’e genişleyen savaş
ABD Başkanı Donald Trump’ın çelişkili açıklamaları, ABD’nin İran konusunda bir çıkmaz içinde olduğunu göstermektedir. ABD açısından iki seçenek öne çıkmaktadır: ya sahadaki sınırlılıkları kabul ederek geri adım atmak ya da İran’a yönelik daha kapsamlı ve sert bir askeri müdahale yapmak. Bu süreçte İsrail’in de ABD geri çekilmeden İran’a karşı daha geniş çaplı bir saldırı gerçekleştirme eğiliminde olduğu görülmektedir. Bu durum, krizin yalnızca ABD-İran hattında değil, bölgesel düzeyde daha geniş bir çatışmaya evrilme potansiyelini artırmaktadır.
ABD ve İsrail cephesinde bu stratejik belirsizlik ve olası askeri seçenekler tartışılırken, İran’ın kendi içinde de farklı yaklaşımlar ortaya çıkmaktadır.İran tarafında ise ABD ile yürütülen diplomatik temasların merkezinde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bulunmaktadır. Pezeşkiyan’ın diplomatik çözüm arayışına karşılık, Devrim Muhafızları’nın daha sert ve güvenlik odaklı bir yaklaşım benimsediği anlaşılmaktadır. Bu durum, siyasi elit ile askeri elit arasında krizin ele alınmasında görüş ayrılıkları olduğunu göstermektedir. Söz konusu ayrışmanın derinleşmesi halinde, İran’da iç siyasi istikrarsızlık ve hatta bir yönetim krizi ihtimali gündeme gelebilir.
İç politik gelişmeler bu tabloyu daha da pekiştirmektedir. İran içinde rejime yönelik geniş çaplı sokak protestolarının görülmemesi dikkat çekse de bu durumun toplumsal destekten ziyade baskı mekanizmalarıyla ilişkili olduğu değerlendirilmektedir. Sokak protestolarının ardından balkon ve pencerelerden gerçekleştirilen protesto biçimlerinin dahi sert müdahalelerle karşılık bulduğu bilinmektedir. Bu tür eylemlere karşı alınan kararlar çerçevesinde, protesto faaliyetleri vatana ihanet ve dini değerlere karşı gelme kapsamında değerlendirilmekte; bu durum mal varlığına el konulmasından idam cezasına kadar uzanan ağır yaptırımları beraberinde getirebilmektedir. Ayrıca yurtdışında olduğu tespit edilen kişilerin de yargılanacağı yönünde uygulamalar dikkat çekmektedir.
Kürt Faktörü ve Kara Harekatı
Bu iç ve dış dinamikler birlikte değerlendirildiğinde, ABD’nin İran’a yönelik stratejisinde hedeflerine doğrudan ulaşmakta zorlandığı ve bu nedenle dolaylı yöntemlere yöneldiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda İran’ın etnik yapısı üzerinden baskı oluşturma arayışları daha görünür hale gelmektedir.
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’nin konutuna yönelik saldırı sonrası ABD ve İran arasında karşılıklı suçlamalar yapılmış olsa da bölgesel ilişkiler ağı dikkate alındığında bu olayın çok boyutlu değerlendirilmesi gerekmektedir. Barzani ailesinin tarihsel olarak İran ile belirli düzeyde ilişkilere sahip olduğu, buna karşılık bölgesel yönetimin ABD ve İsrail ile ilişkilerini de dengelemeye çalıştığı bilinmektedir. Dolayısıyla bu tür gelişmeleri, yalnızca askeri hamleler olarak değil, aynı zamanda uzun vadeli ilişkiler ağı içinde değerlendirmek gerekmektedir.
Bu çerçevede uluslararası medyada İran Kürtlerinin silahlandırıldığına dair haberler yer almakta, Irak’taki kamplarda eğitim süreçlerine ilişkin görüntüler paylaşılmaktadır. Ayrıca bazı Peşmerge unsurlarının İran’daki Kürt şehirlerine kaydırıldığı iddiaları da gündeme gelmektedir. Bu gelişmeler, olası bir kara harekâtı hazırlığına dair tartışmaları artırmaktadır.
Ancak sahadaki bu gelişmelere rağmen Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin resmi açıklamalarında, savaşın parçası olunmayacağı vurgulanmaktadır. Bu durum sahadaki gelişmeler ile siyasi söylemler arasında çelişkili bir durum yaratmaktadır. Nitekim Kürt grupların olası bir çatışmada aktif rol üstlenmesi, bugüne kadar Körfez ülkelerini içine çeken savaşın kapsamını daha da genişletebilir ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimini doğrudan İran’ın hedefi haline getirebilir.
İran’daki Kürt grupların........
