menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarihin 'Demokratikleşmesi' tezinden kurmaca tarihe

14 0
01.09.2026

2000’lerin ortasında dijitalleşmenin de artması ve birçok arşiv tipi materyale daha kısa sürede ve kolaylıkla ulaşmanın mümkün olmasıyla birlikte, tarih alanıyla ilgili tartışmaların içinde “tarihin demokratikleşmesi” gibi bir kavram ortaya çıktı. Kısaca, tarih disiplininin sadece elitlerin ve hükümetlerin/devletlerin elinde olmaması, gündelik hayatta da tartışılması, yazılması ve öğretilmesi anlamına geliyordu. Sosyal medya mecralarının 2010’lardan itibaren iyice yaygınlaşması ve çeşitlenmesi de “tarihin demokratikleşmesi” meselesini giderek önemli bir gündem maddesi haline getirdi.

Ancak unutulan ya da üzerinde çok fazla durulmayan nokta şuydu: Tarihin geniş kitlelerce tartışılması, onu daha demokratik hâle getirmedi. (Tıpkı Türkiye’nin sivilleşmesinin, Türkiye’yi doğrudan demokratikleştirmediği gibi). Bunu geleneksel bir bağlamda, bir başka deyişle, tarihi sadece akademik tarihçiler çalışsın ve tartışsın minvalinde söylemiyorum. Peki ne demeye çalışıyorum? 

İlk olarak, “post-truth,” yani hakikat sonrası bir çağda yaşamanın tarihsel bilgi ve tartışmaların giderek belge ya da olgudan kopuşu bağlamında söylüyorum. Bu küresel bir eğilim. Türkiye bağlamında ise bunu zaten Twitter/X’teki tarihsel tartışmalardan görebilirsiniz. Bu öyle bir noktaya ulaştı ki, akademik tarihçiler işi gücü bıraktı, Atatürk’ün Trablusgarp’ta ölmediğini kanıtlamak için çaba sarf etmeye başladı. Tarihsel bilgiden ziyade tarihsel yalanı okumaya başladığımız bir dönemdeyiz ve cumhuriyet tarihi açısından konuşursam içinden geçtiğimiz politik iklim de bunu ateşliyor. Zira özellikle erken cumhuriyet tarihi hakkında “atıp tutmanın” bir bedeli yok. Aksine, getirisi bile olabilir. 

İkincisi, hakikat sonrası olarak adlandıramayacağımız, yaşanmış olayların, hatta bulunan belgelerin tarihsel metodolojiden uzak........

© 12punto