Kurumsallaşmak ya da yok olmak: Şirketlerin uzun ömür sırrı
Dünya ekonomisinin belki de en önemli ama çoğu zaman yeterince üzerinde durulmayan sorularından biri şudur: Neden bazı şirketler yüz yılı aşan bir ömre ulaşırken bazıları daha ikinci ya da üçüncü kuşağı göremeden tarihe karışmaktadır? Kurucusunun emeği, vizyonu ve girişimcilik gücüyle büyüyen bir işletme, neden aynı başarıyı sonraki kuşaklara taşıyamamaktadır? Neden bazı şirketler ekonomik krizlerden, teknolojik dönüşümlerden ve sert rekabet ortamlarından güçlenerek çıkarken bazıları ilk büyük sarsıntıda çözülmeye başlamaktadır?
Bu soruların cevabını yalnızca sermaye yapısında, piyasa koşullarında, finansman maliyetlerinde ya da ekonomik krizlerde aramak yeterli değildir. Çünkü şirketlerin karşı karşıya kaldıkları en ciddi sorunların önemli bir bölümü dışarıdan değil, içeriden kaynaklanmaktadır. Bir binayı depremden çok zayıf kolonlarının yıkması gibi, şirketleri de çoğu zaman krizlerin kendisi değil, krizlere karşı dayanıklılık sağlayacak kurumsal yapının oluşturulamamış olması çöküşe sürüklemektedir. Kurumsallaşma meselesi tam da bu noktada şirketlerin büyüklüğünden çok, sürekliliğini ve dayanıklılığını belirleyen temel bir yönetim sorunu hâline gelmektedir.
KURT BESLEYEN AĞAÇ YIKILIR: Şirketleri İçten İçe Zayıflatan Yapısal Sorunlar
Kurumsallaşamayan şirketlerde sorunlar genellikle büyük krizlerle başlamaz. İlk işaretler gündelik işleyişte ortaya çıkar. Görev ve yetkilerin açık biçimde tanımlanmaması, çalışanlardan sonuç beklenirken karar alma alanlarının sınırlı tutulması, yetki ile sorumluluk arasındaki dengeyi bozar. Bu yapı zamanla çalışanların inisiyatif almasını, yeni fikir üretmesini ve sorumluluk üstlenmesini zorlaştırır. İnsanlar üretmeye değil, hata yapmamaya; çözüm geliştirmeye değil, sorumluluktan kaçınmaya yönelir.
Bunun yanında yıllardır devam eden ancak neden yapıldığı yeterince sorgulanmayan raporlar, toplantılar ve süreçler organizasyonun enerjisini tüketmeye başlar. Bazı işlerin gerçek anlamda sahibi kalmaz; sorunlar birimler arasında dolaşırken sonuçtan kimin sorumlu olduğu belirsizleşir. Performansın açık ve ölçülebilir göstergelerle takip edilmemesi ise başarı ve başarısızlığın kişisel değerlendirmelere göre şekillenmesine yol açar. Buna bütçe ve hedef disiplininin zayıflaması da eklendiğinde şirket, stratejik önceliklerini takip eden bir organizasyon olmaktan çıkarak gündelik sorunların peşinde koşan bir yapıya dönüşür.
Dolayısıyla görev ve yetki karmaşası, değer yaratmayan süreçler, sahipsiz işler, ölçülemeyen performans ve hedef disiplininin kaybolması birbirinden bağımsız sorunlar değildir. Bunların tümü aynı yapısal eksikliğin farklı görünümleridir: kişilere bağımlılığın sistemlerin önüne geçtiği, kurumsal yapının yeterince gelişmediği bir yönetim düzeni.
SESSİZ İFLASIN ANATOMİSİ: Bilanço Bozulmadan Önce Kurumun Bozulması
Şirketler çoğu zaman bir gecede batmaz. Finansal iflas, genellikle çok daha önce başlamış bir kurumsal çözülmenin son aşamasıdır. Önce organizasyonun içinde görünmeyen çatlaklar oluşur. Bölümler birbirinden uzaklaşır; finans satıştan, üretim pazarlamadan, insan kaynakları ise şirketin genel stratejisinden kopmaya başlar. Her birim kendi önceliklerini merkeze aldığı ölçüde ortak amaç duygusu zayıflar ve kurum içinde silolar oluşur.
Bu aşamadan sonra daha tehlikeli bir süreç başlar. Çalışanlar fikir üretmek yerine susmayı tercih eder; sorunları açıkça tartışmak yerine ertelemek ya da görmezden gelmek daha güvenli hâle gelir. Kurumsal iletişimin yerini söylentiler, bilgi paylaşımının yerini ise filtrelenmiş anlatılar almaya başlar. Böyle bir ortamda üst yönetime ulaşan bilgi de giderek sahadaki gerçekliğin kendisi olmaktan çıkar. Karar vericiler ne kadar deneyimli olurlarsa olsunlar, eksik, gecikmiş veya manipüle edilmiş bilgiyle sağlıklı karar üretmekte zorlanırlar.
Bu nedenle bir şirketin gerçek anlamda iflası, çoğu zaman mali tablolarda zarar görünmesinden önce başlamaktadır. Bilanço hâlâ kâr gösterebilir, satışlar devam edebilir ve işletme dışarıdan güçlü görünebilir. Ancak kurumun güveni, ortak hedef duygusu, bilgi akışı ve kültürel sermayesi tükenmeye başlamışsa şirket aslında görünmeyen bir çözülme yaşamaktadır. Bu süreci “sessiz iflas” olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır.
KURUMSALLAŞMA NE DEĞİLDİR?........
