menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küresel ve yerel ekonomide fay hatları: İflas dalgası ve dayanıklılık sınavı

11 0
17.04.2026

Dünya ekonomisi, 2020’li yılların başından bu yana pandemi, jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri kırılmaları ve hiperenflasyon sarmalının iç içe geçtiği çok katmanlı bir “polikriz” sürecinden geçmektedir. 2024 yılının “bekle ve gör” yaklaşımıyla şekillenen görece durağan görünüm, 2025 itibarıyla yerini daha sert bir gerçekliğe bırakmış; küresel ölçekte belirginleşen bir “şirket tasfiye dalgası” ekonominin yeni belirleyeni haline gelmiştir. 

Ucuz likidite döneminin sona ermesi ve yüksek faiz ortamının kalıcılık kazanmasıyla birlikte, sermaye yapısı zayıf ve borç çevirme kapasitesi sınırlı işletmeler için adeta “hesap vakti” başlamıştır. Nitekim IMF ve Dünya Bankası’nın da işaret ettiği bu konjonktürde, küresel ticaret ivme kaybederken iflas istatistikleri son on yılın zirvesine tırmanmıştır. Dun &Bradstreet’in 2025 Küresel İflas Raporu’na göre dünya genelinde iflaslar %7 artarken, Türkiye’de bu oran )’a ulaşmış; toplam 573 şirketin iflas ettiği görülmüştür. 45 ülkenin incelendiği raporda 28 ülkede artış yaşanırken, Türkiye’nin bu artış hızında dünya ortalamasının belirgin biçimde üzerinde seyretmesi dikkat çekmektedir.

Bu kırılgan zemini derinleştiren bir diğer risk hattı ise jeopolitik cephede şekillenmektedir. ABD–İsrail–İran ekseninde yoğunlaşan gerilim, yalnızca bölgesel bir kriz değil, küresel ekonomik düzen açısından sistemik bir risk unsuru niteliği taşımaktadır. Boğazların kapanma ihtimalinin dahi fiyatlamalara yansıması, enerji maliyetleri üzerinden yeni bir şok dalgası yaratma potansiyeli taşımakta; bu durum enflasyonist baskıları artırırken şirket bilançoları ve nakit akışları üzerinde doğrudan baskı oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, biriken küresel kırılganlıkların artık iflaslar üzerinden görünür hale geldiği bu dönemde, enerji fiyatları ve finansman koşullarındaki bozulma yalnızca zayıf işletmeleri değil, finansmana erişimi daralan sağlıklı firmaları da etkilemektedir. Türkiye özelinde ise bu süreç; yapısal kırılganlıklar, likidite sıkışıklığı ve bozulan ödeme zinciri ile birleşerek reel sektörde daha derin bir ayrışmaya işaret etmekte, yaşananların geçici bir dalgalanmadan ziyade ekonomik dayanıklılığı test eden çok boyutlu bir eşik olduğunu göstermektedir.

DÜNYA EKONOMİSİNDE İFLAS FIRTINASI: Zombi Şirketlerin Sonu Mu?

2025 yılı itibarıyla küresel ekonomide gözlenen iflas artışları, artık konjonktürel dalgalanmaların ötesine geçerek yapısal bir dönüşümün güçlü sinyallerini vermektedir. AllianzTrade ve Dun &Bradstreet verilerine dayanan 2025 Küresel İflas Endeksi, küresel ekonomide “gecikmiş tasfiye” sürecinin belirgin biçimde devreye girdiğini ortaya koymaktadır. Uzun yıllar düşük faiz ve bol likidite koşulları sayesinde ayakta kalan, ancak sürdürülebilir verimlilik üretemeyen “zombi şirketler” için bu dönem, ertelenmiş bir zorunluluğun fiiliyata geçtiği eşik niteliğindedir.

2024 yılında %9 seviyesinde gerçekleşen küresel iflas artışı, 2025’te –18 bandına yükselerek ekonomik aktivitede “sert iniş” riskini daha görünür hale getirmiştir. Bölgesel kırılımlar ise bu eğilimin yaygınlığını ve derinliğini net biçimde ortaya koymaktadır. Euro Bölgesi’nde, özellikle Almanya ve Fransa öncülüğünde sanayi üretimindeki zayıflama ile yüksek enerji maliyetleri, KOBİ’ler üzerinde yoğun bir baskı yaratmış ve iflaslar  artmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, FED’in faiz indirim sürecine rağmen ticari gayrimenkul piyasasındaki kırılganlık ve tüketici harcamalarındaki yavaşlama, Chapter 11 (iflas koruma)başvurularını 2024’e göre  yukarı taşımıştır. Asya-Pasifik hattında ise Çin’deki emlak krizi ve yerel yönetim borçluluğu, tedarik zincirleri üzerinden bölge geneline yayılan bir baskı oluşturarak iflas oranlarını ilk kez çift haneli seviyelere çıkarmıştır.

Bu gelişmeleri tetikleyen dinamikler ise tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlıdır. Finansman maliyetlerindeki kalıcı artış, enerji ve girdi fiyatlarının yüksek seyri ile tedarik zincirlerinde yaşanan yeniden yapılanma süreci birleşerek küresel ölçekte “mükemmel fırtına” etkisi yaratmaktadır. Bu süreçte özellikle Şirketlerin üretim veya tedarik faaliyetlerini, uzak ülkelerden alıp coğrafi olarak daha yakın ülkelere kaydırması (near-shoring)ve Şirketlerin üretim ve tedarik süreçlerini, siyasi ve ekonomik olarak güvenilir-müttefik ülkelere yönlendirmesi  (friend-shoring)eğilimleri, küresel üretim ve tedarik haritasını yeniden şekillendirirken; maliyet, ölçek ve uyum kapasitesi zayıf firmaları sistem dışına itmektedir. Gelinen noktada rekabetin belirleyici ekseni artık yalnızca büyüklük değil, değişen küresel üretim mimarisine uyum sağlayabilme kapasitesi haline gelmiştir.

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE DERİNLEŞEN KIRILMA: İflaslar ve Konkordato Sarmalı

Küresel ölçekte hızlanan iflas dalgası, Türkiye’de daha belirgin ve daha sert hissedilmektedir. Veriler, basit bir yavaşlamadan ziyade şirket ekosisteminin bütününde bir aşınmaya işaret etmektedir. Dun &Bradstreet/CRIF verilerine göre 2024’te # artan şirket iflaslarının 2025’te )’a yükselerek 573’e ulaşması, sürecin tesadüfi değil, süreklilik kazanan bir kırılma olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu artış yalnızca kapanan firma sayısını değil, reel sektörün dayanıklılık kapasitesindeki zayıflamayı da yansıtmaktadır. Nitekim aynı rapor, bu eğilimi doğrudan yüksek reel faiz ortamı, krediye erişimdeki zorluklar ve sıkı finansal koşullarla ilişkilendirmektedir.

Bu tabloyu tamamlayan bir diğer kritik unsur, şirket demografisindeki bozulmadır. TOBB verileri, yeni kurulan şirket sayısındaki sınırlı gerilemeye karşın kapanışların hız kazanmasının ekonomik dinamizmin zayıfladığını gösterdiğine işaret etmektedir. Başka bir ifadeyle ekonomi yalnızca mevcut işletmelerini kaybetmiyor; aynı zamanda yeni girişim üretme kapasitesinde de ivme kaybediyor. Bu eğilim, orta vadede üretim yapısının daralması ve rekabet gücünün aşınması riskini beraberinde getirmektedir.

İflasın bir adım........

© 12punto