Stratejik hatalar, taktik başarılarla düzelmez
Bu cümleyi ilk kez Harp Akademileri’nde yapılan “Deniz Alaka ve Menfaatleri” konulu bir toplantıda duymuştum.
90’lı yıllarda askerler, özellikle dış siyaset ve milli güvenlik meseleleriyle ilgili olduğunu bildikleri gazetecileri bu tür etkinliklere davet ederlerdi.
Şimdilerde siyasal İslamcıların; Cumhuriyetçi, ulusalcı, milliyetçi kesimi kafesleyebilmek için dillerine pelesenk ettiği “devlet aklı” denilen şeyin gerçekte ne olduğunu o toplantılarda görür, memleketin bekasına dair hangi başlıkların kırmızı çizgi olduğunu öğrenir, TSK’nın göz bebeği sayılan kurmay subay adaylarının geleceğe dair projeksiyonlarını dinlerdik.
Gazetecilik açısından son derece verimli toplantılardı.
Orada anlatılan temel prensiplerden biri şuydu: Bir ordunun en büyük felaketi, cephede kaybetmesi değildir.
Yanlış cepheyi seçmesidir.
Çünkü yanlış yerde kurulan mevzi, ne kadar kahramanca savunulursa savunulsun, sonunda çöker. Yanlış strateji, en parlak taktik zaferlerle bile tamir edilemez. Bunu yakın tarihten verdikleri örneklerle anlattıklarında, aklımdan hep şu geçmişti:
Bu sadece harp için değil, siyaset için de geçerli bir kanundur.
Lafı eveleyip gevelemeden; CHP’nin bugün yaşadığı siyasi trajedinin baş mesulü, yerel seçimden tarihî bir zaferle çıktıktan sonra bu başarıyı sonuç odaklı, sert, kararlı ve iktidarı sıkıştıran bir stratejiye tahvil edemeyenlerdir.
Yani Özgür Özel ve etrafındaki siyasi akıldır.
31 Mart seçimleri sıradan bir belediye başarısı değildi. Bu, halkın AKP’ye kestiği ağır bir faturaydı. Ekonomik yıkıma, enflasyona, hayat pahalılığına verilmiş bir cevap, yoksulluğa, adaletsizliğe, keyfiliğe karşı sandıkta yükselen bir itirazdı.
CHP psikolojik üstünlüğü almıştı; bu, siyasetin sokakta yeniden kurulabileceği tarihsel bir andı.
Ne yazık ki Özgür Özel, bunu iyi okuyamadı,bir ihtimal okumak istemedi, bilmiyoruz. Belki de safça konvansiyonel siyasetle Türkiye'de iktidarın değiştirilebileceğini düşündü.
Oysa bunun kuralları eşit yazılmış bir demokrasi oyunu olmadığını geçen 23 yılda cümle alem öğrendi.
Bu, hakemin de sahanın da topun da tek elde olduğu bir rejim. Böyle bir düzende “normal” siyasetin, anormal güce karşı işleyemeyeceğini düşünememek...
Ahval ve şerait böylesine namüsait bir mahiyette tezahür ederken muhalefetin yapması gereken aslında belliydi:
Sokakta giderek yükselen nabzını yakalamak, baskıyı artırmak, toplumsal enerjiyi büyütmek, iktidarı savunmada bırakmak...
Meydanlara mı çıkıldı? Geçinemeyen milyonların öfkesi mi örgütlendi? İktidarın ekonomi siyasetine karşı kitlesel itiraz mı........
