Selefi aşısı tuttu mu?
2018 yılında kaleme aldığım Suriyeli Göçü kitabında aklım, fikrim elverdiğince uyarıda bulunmuştum.
Demiştim ki, kontrolsüz göç Türkiye için yalnızca demografik, sosyal veya ekonomik bir mesele değildir; bu aynı zamanda ideolojik bir taşımadır. Taşınan ideolojiler içinde en tehlikelilerinden biri Selefiliktir. Yani, Anadolu'ya Selefi aşısı söz konusudur! Bu nedenle başlı başına güvenlik dosyası olarak ele alınmalıdır. Eğer kontrol edilmezse uzun vadede ülkenin güvenlik mimarisini kökünden sarsabilir.
Sonra da tehlikenin uç verdiği noktaya işaret etmiştim.
“Batılı ülkelerin, 'demokrasi' diyerek 'çok etnikli, çok kimlikli Türkiye' talebi ile birlikte düşünüldüğünde, sığınmacıların 'Arap etnik kimliği' ile bu ülkede kalıcı olma çabası, bugün Anadolu insanının gözüne çok batmıyor olsa da yarın ülkenin ulusal birliğinin altına koyulacak bir dinamit özelliği taşıyor...
Toplumun Selefilik üzerinden daha da muhafazakarlaştırılması ve Selefi akımların etkisine bırakılmasının yanı sıra çok etnikli bir toplum oluşturulması yönünde Türkiye üzerindeki planların daha hızlı işletilmesi için Suriyeli sığınmacıların küresel oyun kurucular açısından baskın bir gerekçe oluşturacağı gerçeği gün gibi karşımızda duruyor”
Aradan altı yıl geçti.
Bugün geldiğimiz noktada, o gün dile getirdiğim bu tespitin artık bir “öngörü” değil, bizzat sahadaki verilerle doğrulanan bir gerçek olduğunu görüyoruz.
Genç gazeteci meslektaşım Ercan Deniz Küçük, Sol Haber'de çok güzel bir habere imza attı.*
Belli ki üzerinde kuyumcu hassasiyeti ile çalışmış.
Ortaya koyduğu veriler, devletin resmi kayıtlarıyla birlikte okunduğunda, Türkiye’nin nasıl bir süreçten geçtiğini açık biçimde gözler önüne seriyor.
Son beş yıl içinde, terör örgütlerine finansman sağladıkları gerekçesiyle yüzlerce kişinin malvarlıkları dondurulmuş. Bunların önemli bir kısmı yabancı uyruklu. Daha çarpıcı yönü ise bu kişilerden onlarcasının Türkiye’de ya ikamet izni almış ya da doğrudan vatandaşlığa geçirilmiş olması.
Haberde, şöyle kritik bir bilgi var:
“Resmi Gazete’de yayımlanan verilere göre 5 yılda IŞİD ve El-Kaide gibi 'terör örgütü' listesinde yer alan yapılanmaların finansmanını sağladıkları gerekçesiyle malvarlığı dondurulan yüzlerce kişi içinde 98'ine devlet eliyle Türk vatandaşlığı veya kalıcı ikamet izni verildi”
Yani, iktidarın bir yandan “terör bağlantılı” dediği, diğer yandan hukuki statü tanıdığı bir kitle.
Sıradan bir idari çelişki değil bu, belki iyi niyetle sistemsel bir zaaf olarak düşünülebilir. Ama daha çok klasik siyasal İslamcı zihniyetinin bir tezahürü diyebiliriz.
Peki bu noktaya nasıl gelindi?
Cevabı, Türkiye’nin son 15 yıldaki dış politikasında aramak gerekiyor.
Yakın gözlüğümüzü takıp sayfaları yavaş yavaş çevirelim.
2012'de Büyük Ortadoğu Projesi'nin güncellenmiş........
