Atın burnundaki toz ve uyutan din
Sekizinci yüzyılın İslam âlimlerinden Abdullah b. Mübarek’e “Ey Ebu Abdurrahman! Hangisi, Muaviye mi yoksa Ömer b. Abdülaziz mi üstündür?” diye sorulduğunda o şöyle yanıt verir: “Vallahi, Resulullah’la beraber iken Muaviye’nin atının burnuna giren toz, Ömer’den bin kere üstündür.”
O hâlde şunu anlıyoruz: Atın burnuna giren bir toz bile geriye kalan her şeyi sıfırlayabiliyor. Bırakın Muaviye’yi, o toz bile tarihsel itibarı ile bilinen bir ismin önüne geçebiliyor. Muaviye’nin ne olduğunu varın siz düşünün.
O hâlde dünya bir yana, Muaviye bir yana.
Çünkü o, peygamberi gördü, peygamberin sağlığının son iki yılında dahi olsa onun yanında yer aldı. İyi ama Muaviye’nin Peygamber’i görmesi, onun hayatının geri kalan kısmında hata yapmayacağı, bir vali ve devlet yöneticisi olarak yanlış karar almayacağı, dahası onun insanlara zulmetmeyeceği ve daha ilerisi, zalim bir idareci olmayacağı anlamına mı gelir? Peygamber’i görmek insana bu derecede bir üstünlük ve insani değer katıyorsa, Peygamber sonrasında onu tanıyanlar neden savaştı, neden İslam dünyasından kan ve gözyaşı eksik olmadı? Halife Osman’ı neden Müslümanlar öldürdü? Cemel kimler arasında yaşandı? Sıffın öncesinde Hz. Ali’ye, yani halifeye, isyan ederek onun karşısına çıkan, akabinde de Sıffın’da ona karşı kılıç kullanan, binlerce insanın ölmesine sebep olan kimdi? Binilen o atı, havaya savrulan o tozu bilmiyoruz ama yukarıda aktardığımız olayları İslam tarihi kitaplarında okuduk. O hâlde anlatılan yalnızca at ve toz değildir; afyondur, narkozdur, uyutan........
