menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Handel, müziği olmayan ülkede

37 0
29.06.2026

Alman dili ve kültürünün hâkim olduğu yörelerin Avrupa klasik müziğinde yıllarca etkin güç olması, Haydn ve Bach ile olan başlangıcı, Beethoven ile süren geleneği ve Wagner’i de hatırlayınca tabii ki sürpriz değildir. Ama Avrupa’nın diğer önemli ülkeleri müzikteki bu Alman egemenliğini zaman zaman sarsan gelişmeler de yaşamışlardır.

Örneğin, İtalya tabii ki operada bir Alman hâkimiyetini hiçbir zaman kabul etmedi. Keza Fransa da gerek bestecileri ile klasik müzikte ve gerekse kendisine özgü opera sahneleyişi ile uzun yıllar boyunca Alman gücüne karşı gayet sağlam durdu.

Bir tek İngiltere müzikte kendisine özgü sesini bulmakta pek parlak olamadı. Bunun üzerine, bazı Almanlar sonunda alaycı bir biçimde İngiltere’ye “müziği olmayan ülke” demeye bile başladı. İngiltere’de tabii ki Ralph Vaughan Williams (1872-1958) ve Edward Elgar (1857-1934) gibi bestecilerin adları saygıyla anılmalıdır ama onlar hiçbir zaman Alman müzik kültürünün büyük isimleri ile aynı düzeyde kabul görmediler.

Yani, müziği olmayan ülke yakıştırması İngiltere’ye uyuyor olabilir ama bu da şaşırtıcıdır, çünkü ilk başından, Barok dönemden beri İngiltere’nin klasik müzik sevebilecek önemli bir dinleyici kapasitesi ve ülkeye özgü klasik müziğini ve operasını oluşturma arzusu da vardı.

Sonunda İngiltere gerçekten de Almanların dediği gibi müziği olmayan ülke olmuş olabilir ama bunun gerçek nedenine de bir açıklama getirmeye çalışmak lazım.

Bence en önemli neden, İngiltere’nin klasik müziğin gelişiminde başlangıcı çok büyük ve yüksekten yapması olabilir. İngiltere, bu büyük başlangıçtan dolayı bir daha o standardı kolay tutturamayacağından, psikolojik nedenlerle Avrupa klasik müzik geleceğinin gerisinde kalmış olabilir.

***

Bach ile Handel aynı dönemde Almanya’da doğdular. Aynı dönemde büyük eserlerini yarattılar ama nedense hiç karşılaşmadılar, konuşmadılar. 

Bunda karakterlerinin çok farklı olması rol oynamış olabilir. 

Bach yerel zevkleri olan, çok sosyal olmayan bir insandı, Handel ise çok kozmopolitti; gezmeyi yemeyi-içmeyi severdi. 

Meşhur olduktan sonra herkes onun olağanüstü iştahı hakkında konuşuyordu. Hatta çizer Joseph Goupy 1754 yılında Handel’ı bir domuz olarak çizdiği karikatüründe onu şarap fıçısının üstüne oturtmuş ve etrafı çeşitli yiyeceklerle dolu olarak çalışırken hayal etmişti. 

“The Charming Brute” olarak bilinen bu karikatür nedeniyle Handel’ın daha sonra Joseph Goupy’i mirasından çıkardığı da biliniyor.

Ayrıca Handel çapkındı; özellikle İtalyan kadın opera sanatçılarına ilgisi bilinirdi. Anlayacağınız, Handel gezmeyi, eğlenmeyi seven bir besteciydi.

***

Handel Londra’ya ilk kez 1760 yılında geldi. Londra, dönemin Avrupa’sının entelektüel merkezi gibiydi. Hatta dergi yayıncılığında tarihte bir ilki gerçekleştirmiş, Tatler ve........

© 10 Haber