Öyküsüz geçen bir pazarın iyi bir pazar günü olma ihtimali azdır!
Bu haftaki öykümü yüksek sesle okursanız, pazar gününüzün iyi geçme ihtimali daha fazla olacak.
Kendi sesinizi duyunca, öyküye girmenizi de sağlayacağım. Hatta kendi sesinizle de tanışmış olursunuz.
O halde buyrun, deneyelim.
İÇ İÇE
Kendime geldiğimde, en soldaki sandalyede oturuyordum.
Donuma kadar ıslanmıştım. Montum, cüzdanım yoktu.
Üstümde bir battaniye, köpek gibi titriyordum. “Kendine geliyor” dedi, iki yaşlı adamdan bana yakın olanı…
Öbürü eğilip baktı.
Çaylarını höpürdeterek, aynı anda yudumladılar. Çay içer misin evladım, dedi eğilip bakan. Dilimi ağzımda çeviremiyordum.
‘Evet ama, burası neresi’ demek istedim, onun yerine “brülö dübüv” diye yeni iki sözcük türettim.
Gece, kopuk görüntülerle
beynimde çakıyordu. Kısa boylu, şişman, iyi diye hatırladığım
adamla konyak almak için yürüyorduk. “Şu eve........
