Sorun partiler değil insan kalitesi
Türkiye’de siyaset konuşulurken neredeyse herkesin hazır bir cevabı vardır. “Ülkenin asıl sorunu hangi parti?”
Kimine göre iktidardır.
Kimine göre muhalefettir.
Kimine göre sağdır.
Kimine göre soldur.
Kimine göre milliyetçilerdir.
Kimine göre muhafazakârlardır.
Kimine göre sosyal demokratlardır.
Oysa bana göre bu sorunun kendisi yanlış.
Çünkü aynı toplumdan hem büyük devlet adamları hem de kötü yöneticiler çıkar. Aynı ailelerden hem kahramanlar hem de suçlular yetişir. Aynı okullar hem bilim insanı hem de fırsatçı yetiştirebilir.
Sorun partiler değildir. Sorun insan ve kurum kalitesidir.
Tarih Bize Ne Öğretiyor?
İmparatorlukları yükselten de yıkan da çoğu zaman ideolojiler değil, insan kalitesidir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş döneminde devleti ayakta tutan sadece güçlü ordular değildi; liyakat esasına dayanan Enderun sistemi, ehliyetli bürokrasi ve hesap verebilen bir devlet düzeniydi. Aynı Osmanlı, yüzyıllar sonra makamların ehliyet yerine sadakat veya nüfuz ilişkileriyle dağıtıldığı dönemlerde gerilemeye başladı.
Japonya, 1945’te neredeyse tamamen yıkılmış bir ülkeydi. Doğal kaynakları sınırlıydı. Ama kaliteli insan sermayesine, disiplinli kurumlara ve eğitime yatırım yaparak birkaç on yılda dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline geldi.
Singapur, bağımsızlığını kazandığında birçok kişi onun yaşama şansı olmadığını düşünüyordu. Bugün ise başarısının temelinde yalnızca limanları veya finans sektörü değil; liyakati önceleyen devlet anlayışı ve güçlü kurum kültürü yatmaktadır.
Tarih bize aynı dersi tekrar tekrar veriyor: Devletleri ideolojiler değil, kaliteli insanlar yönetir.
Aynı Toplumdan Çıkıyoruz
Türkiye uzun yıllar sağ-sol ekseninde kutuplaştı. Daha sonra muhafazakâr-laik ayrımı öne çıktı. Ardından milliyetçi, liberal, sosyal demokrat, dini referanslı ve etnik temelli siyasal hareketler güç kazandı.
Bugün ise ideolojik farklılıkları ne olursa olsun, neredeyse bütün büyük siyasi partilerin güçlü liderler etrafında şekillenen birer “başkan partisi”........
