NATO zirvesi: Türkiye için beklememiz gereken somut stratejik sonuçlar
7–8 Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, Türkiye açısından yalnızca önemli bir diplomatik organizasyon değil, aynı zamanda ülkenin İttifak içindeki stratejik rolünü yeniden tanımlayabilecek tarihî bir fırsattır. Ancak bu fırsatın değeri, kusursuz protokol düzenlemeleriyle, makyajlı Ankara çehresi, ikili lider görüşmeleri ya da yayımlanacak sonuç bildirgesinin uzunluğuyla değil, Türkiye’nin NATO’nun gelecek on yılına hangi somut fikirleri, kurumları ve girişimleri kazandırabildiğiyle ölçülecektir.
Zirveler İki Günde Kazanılmaz
Çok ortak bildiri müzakere ettim, kaleme aldım. Kamuoyunda büyük zirveler çoğu zaman liderlerin iki günlük görüşmeleri olarak algılanır. Oysa NATO’da gerçek müzakereler aylar öncesinden başlar. Askerî Komite, Daimî Temsilciler Konseyi, uzman çalışma grupları, dışişleri ve savunma bakanlıkları ile NATO Uluslararası Sekretaryası, kararların büyük bölümünü zirve öncesinde olgunlaştırır. Devlet ve hükümet başkanları ise çoğunlukla üzerinde uzlaşılmış metinlere siyasi onay verir veya çözülemeyen birkaç kritik başlıkta devreye girer.
Bu nedenle Ankara Zirvesi’nin başarısı, toplantı salonunda yapılacak konuşmalardan çok, Türkiye’nin hazırlık sürecine ne ölçüde yön verebildiğine bağlıdır. Eğer Ankara yalnızca iyi bir ev sahibi olursa, zirve birkaç gün sonra unutulacaktır. Eğer yeni bir stratejik vizyon ortaya koyabilirse, (yoksa da son dakikada liderler zirvesi masasına getirirse), bu toplantı NATO tarihindeki dönüm noktalarından biri olarak anılabilir.
NATO Yeni Bir Güvenlik Çağına Giriyor
İttifak bugün Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en kapsamlı dönüşüm sürecini yaşıyor.
Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş, Avrupa’da klasik caydırıcılığı yeniden merkeze taşırken; Orta Doğu’daki krizler, İran-İsrail gerilimi, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri, Çin’in teknolojik ve askerî yükselişi, güvenlik kavramını çok daha geniş bir çerçeveye taşıdı.
Artık güvenlik yalnızca tanklar, savaş uçakları ve asker sayısıyla tanımlanmıyor.
Enerji arz güvenliği…
Kritik altyapılar…
Denizaltı iletişim kabloları…
Siber saldırılar…
Yapay zekâ…
Uzay sistemleri…
Kritik mineraller…
Tedarik zincirlerinin dayanıklılığı…
Bunların tamamı NATO’nun yeni güvenlik mimarisinin ayrılmaz parçaları hâline geliyor.
Bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri, 2025 Lahey Zirvesi’nde müttefiklerin 2035’e kadar savunma ve güvenlikle bağlantılı yatırımlarını gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5’ine çıkarma yönünde ortaya koydukları siyasi iradedir. Mesaj açıktır: NATO artık yalnızca daha fazla savunma harcaması değil; daha........
