menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İçimdeki şeytan

39 0
17.06.2026

Geçen hafta sinemada Curry Barker’ın, sinemalarda fırtınalar estiren Obsession filmine girerken ne bir korku filmi olduğundan haberim vardı ne de doğaüstü kurgusundan. Bana karşılıksız aşkdan bayağı bir takıntılı aşka giden bir ilişki filmi olarak anlatıldı. Ama Barker sağ olsun, direksiyonu öyle bir kırdı ki kendimizi bir anda psikolojik korkunun, kontrol manyaklığının ve rızanın hunharca yok edilişinin tam ortasında bulduk.

Filmde Bear isimli içine kapanık bir genç, çocukluk arkadaşı ve iş arkadaşı Nikki’ye yıllardır aşıktır. Bir gün gizemli bir dilek kutusu bulur ve Nikki’nin ona âşık olmasını diler. Dilek gerçekleşir; Nikki Bear’a delicesine bağlanır.

Ancak bu sevgi normal bir aşk değildir. Nikki’nin kişiliği giderek yok olur, tüm iradesi Bear’a odaklanır ve durum korkutucu bir hâl alır. Bear başlangıçta istediğini elde ettiğini düşünür, fakat zamanla bunun sevgi değil, korkunç bir saplantı ve lanet olduğunu anlar.

Görünüşte ana karakter Bear fantastik bir objeyle çocukluk aşkını kendine aşık ediyor. Sonra da ettiğine edeceğine pişman oluyor. Ama aslında film modern dünyadaki “erkeklik hakkı” ve dayatma kültürünün tam bir alegorisi.

O hastalıklı “itaatkar ve sadece bana ait kadın” fantezisini kabusa çeviriyor.

Günümüz dünyasında yalnızlık ve “reddedilme korkusu” o kadar büyük bir canavara dönüştü ki, insanlar karşı tarafın sınırlarını çiğnemeyi “aşk ilanı” sanıyor. Oysa sınırları çiğnemek sevgiden değil,........

© 10 Haber