Kültürel iktidar ekranda mı kuruluyor?
Türkiye’de kültürel çatışma artık sadece meydanlarda ya da Meclis kürsüsünde yaşanmıyor. Asıl mücadele fark edilmeden prime time ’da veriliyor. Televizyon ekranı uzun zamandır bir eğlence alanı olmaktan çıktı; bir normalleştirme mekanizmasına dönüştü. Ve son yıllarda bu mekanizmanın dili belirgin biçimde değişti.
Kızılcık Şerbeti adlı dizi de bu değişimin sembolü. İlk bakışta seküler bir aile ile muhafazakâr bir aile arasındaki kültürel gerilimi anlatan bir dram olarak karşımıza çıkıyor. Ancak dikkatli bakıldığında mesele yalnızca iki yaşam tarzının çatışması değil. Asıl mesele, muhafazakâr kimliğin artık savunmada değil merkezde konumlanması. Gerçi bu dizedeki muhafazakâr ailenin yaptıklarına bakınca insanın “hani bizdik marjinal “diyesi geliyor.
Aslında bu dönüşüm sadece dizilerle başlamadı. Son yıllarda kamu reklamlarında da benzer bir temsil biçiminin giderek arttığını görüyoruz. Aileyi, gündelik hayatı ya da toplumsal değerleri anlatan kamu spotlarında muhafazakâr sembollerin daha görünür hale gelmesi, bu dilin önce kamusal iletişimde, ardından popüler kültürde yaygınlaşmaya başladığını gösteriyor.
Geçmişte televizyonun görünmez bir hiyerarşisi vardı. “Modern” olan doğal, ilerici ve referans kabul edilirdi. Muhafazakâr karakter ise ya yan figürdü ya dramatik bir mağdur ya da hikâyenin sonunda dönüşmesi beklenen kişiydi. Yani merkezde değildi. Bugün ise anlatının ekseni yer değiştirmiş görünüyor. Artık muhafazakâr karakter güçlü, ekonomik olarak sağlam, aileyi temsil eden ve ahlaki referansları belirleyen konumda. Seküler karakter ise çoğu zaman kırılgan, dağınık, yalnız ya da savrulmuş. Ve çoğu kez kendini kanıtlamak zorunda olan taraf.
Dizilerde dindarlık ile sermaye yan yana konumlanıyor
Üstelik dikkat çekici bir başka ortaklık daha var: Bu dizilerde muhafazakâr ailelerin neredeyse tamamı zengin. Yalılar, holdingler,........
