menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nükleer çılgınlık kapıda mı? Biz de katılacak mıyız?

6 1
08.02.2026

Bana göre, şu kaotik dünyada karşılaşılması normal, basit bir tesadüf… Bir başkasına göre belki kaderin garip bir cilvesi… Her nasıl tanımlanırsa tanımlansın, geçtiğimiz haftanın gelecekte bir referans noktası olma olasılığı yüksek, özellikle 5 Şubat’ın…

İran ile ABD arasında İstanbul’da yapılması planlanan ve birinci gündem maddesi İran’ın nükleer silahlardan arındırılması olan müzakereler iptal edilme noktasından çarşamba günü geri döndü; müzakerelerin Umman’ın başkenti Muskat’ta başlaması üzerinde anlaşıldı. Perşembe günü ise, ironik bir tesadüfle, 50 yılı aşkın bir süredir dünyada belirli bir askeri denge sağlamış olan nükleer silahların sınırlandırılması anlaşmalarının sonuncusunun, ABD ile Rusya arasında imzalanmış bulunan “New START”ın (Yeni Başlangıç) süresi doldu. Yani artık ABD ve Rusya’nın eli birbirine karşı serbest. İstedikleri kadar nükleer silah üretebilirler.

Bu anlaşmanın süresinin dolması “sembolik” diye nitelenebilir. Yeni bir anlaşmanın gündemde olmaması, bundan böyle nükleer silahlanma yarışının hızlanacak olması, “zaten başlamıştır, onlar gizli gizli neler yapıyordu kim bilir,” diye de değerlendirilebilir.

Ama, filler tepişirken çimenlerin ezilecek olması gerçeği göz ardı edilemez. İktidarda, muhalefette, yatırım ekranının başında, bakkal tezgahının arkasında, bankamatik kuyruğunda, üniversitede veya dergahta, her nerede olursanız olun, bu silahlanma yarışı bir ucundan hayatınıza dokunacak, bir tarafından yaşamınızı şekillendirecek. Bu sadece bizim için değil, bütün dünya için böyle…

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, mevcut durumu, “Yarım asırdan fazla bir süredir ilk kez, küresel nükleer silah stokunun ezici çoğunluğuna sahip iki devlet olan Rusya Federasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri için stratejik nükleer silahlara ilişkin herhangi bir bağlayıcı sınırlamanın olmadığı bir dünyayla karşı karşıyayız,” diye tarif ediyordu. “Uluslararası barış ve güvenlik için vahim bir an” nitelemesini kullanan Guterres, “on yıllardır elde edilen başarıların bu şekilde yok olması, daha kötü bir zamanda olamazdı – nükleer silah kullanılması riski on yıllardır en yüksek seviyede,” diyerek Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri’ni gecikmeden yeni bir nükleer silah kontrolü çerçevesi üzerinde müzakere yapmaya çağıyordu.

“Stratejik Saldırı Silahlarının Daha Fazla Azaltılması ve Sınırlandırılmasına Yönelik Önlemler,” kısa adıyla, “Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması” (Strategic Arms Reduction Treaty – START), 1972 yılında Kıtalararası Balistik Füzelerin Sınırlandırılması Görüşmeleri’nin sonucunda hayata geçirilen SALT Anlaşması (Nixon-Brejnev/SSCB) ile başlayan sürecin son ayağıydı. Çeşitli anlaşmalarla, yenilenip genişletilen, SALT’tan START’a uzanan süreç, 15 yıl önce imzalanan uzatma anlaşması “New START” ile (Obama-Medvedev ve Perde arkasında Putin) bugüne kadar gelmiş ve geçen perşembe günü (5 Şubat 2026) sona ermişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın sitesindeki bilgilere göre, 5 Şubat 2011’de yürürlüğe giren anlaşmanın öngördüğü sınırlamalara her iki tarafın uyum göstermesi 5 Şubat 2018’e kadar sürmüş ve o günden bu yana iki taraf da belirlenen sınırlarda veya altında kalmıştı.

Anlaşma, nükleer başlıklara sayı sınırlaması getirmenin yanı sıra, her iki tarafa yılda 18 kez sahada denetleme hakkı veriyordu. Nükleer başlıkların yer değiştirmesi, test ateşlemeleri, devreye sokulan yeni sistemler ve güçleri konusunda karşı tarafa bilgi verilmesi öngörülüyordu. Uyduyla izlemenin engellenmemesi, balistik füzelere ve ağır bombardıman uçaklarına benzersiz tanımlayıcılar (izleme için kimlik bilgileri) atanması gibi maddeler de hesaba katılırsa, ortada az çok bir kısıtlamanın, karşılıklı denetlemenin var olduğu anlaşılır. Güçlü bir propaganda etkisi olmasına rağmen, bugüne kadar herhangi bir tarafın, diğerinin anlaşmayı ihlal ettiğine dair bir bildiriminin olmadığını da buna katarsak, anlaşmanın var olduğu bir dünya ile olmadığı bir dünyanın arasındaki fark belirginleşir.

Mesele sadece orta ve uzun vadeli sonuçlar değil. Mevcut küresel gerilimin kısa vadede yol açabileceği sonuçlar da kötümserlik yaratıyor. The Observer’a konuşan, Chatham House’dan Georgia Cole, “Eskiden nükleer silah kullanma tehdidinde bulunmak tabuydu; ancak bunun giderek ortadan kalktığını gördük” diyor. Cole, ABD ve Rusya’nın, birbirlerine, faaliyetlerini denetleme olanağı verdikleri bir ortamın kalmadığı bir durumun, “taktik nükleer silahların (kısa menzilli, etkisi sınırlı nükleer silahlar) kullanılmasına yol açabileceğinden” endişe duyduğunu dile getiriyor. Cole burada taktik nükleer silah sahibi “diğer” ülkelere de dikkat çekiyor.

Aslında anlaşmanın uzatılması hiç gündeme gelmemiş değil. Daha “New START” devam ederken, yenileme görüşmeleri başlamıştı. Ancak Rusya, ikinci Ukrayna savaşı ile birlikte, 2023’te görüşmeleri askıya aldı; bir yandan savaş başlığı sınırlamalarına uyuyor, bir yandan da Ukrayna’da (ya da müttefikleri üzerinde) nükleer silah kullanma tehdidinde bulunabiliyordu. Bu arada Trump da, ABD’nin yeniden nükleer testlere girişeceğini açıklamıştı. (Testleri yasaklayan bir anlaşma da mevcuttu.) Bir başka sefer de ABD’nin “Golden Dome” (Altın Kubbe) füze savunma sistemini inşa etmeye başlayacağını ilan etti. (Beyaz Saray’ı altın yaldızlarla donatan Trump’a yakışan bir isim.) Moskova’nın buna tepkisi, bu yeni füze savunma sisteminin “New START” anlaşması ile “tamamen çeliştiğini” iddia etmek oldu.

Putin, Eylül ayında tavır değiştirerek anlaşmayı bir yıl uzatmayı teklif etti. Geçici bir uzatma yeni bir anlaşmanın hazırlanması için taraflara zaman kazandırabilirdi.

Moskova’daki tavır değişikliğinin ters yöndeki bir benzeri Washington’da da görüldü. Trump, Rusya’nın önerdiği uzatmayı önce “iyi bir fikir” olarak niteledi; sonradan “Baba”ya rahmet okutan bir ifadeyle, “Süre dolmuşsa, dolmuştur,” dedi. “Daha iyi bir anlaşma yapacağız” diye iddia eden Trump, Çin’in ve “diğer tarafların” gelecekteki herhangi bir anlaşmanın parçası olması gerektiğini ileri sürüyordu. Çinliler ise, katılmayacaklarını açıkça belirtmişlerdi.

El Cezire’nin haberine göre perşembe günü bir açıklama yapan Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, anlaşmanın bir yıl uzatılmasını önerdiklerini, ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın bu öneriye resmi bir yanıt vermediğini hatırlattı: “Anlaşma sona eriyor. Bunu olumsuz bir gelişme olarak görüyor ve üzüntümüzü ifade ediyoruz … Her durumda, Rusya Federasyonu nükleer silahlar alanındaki stratejik istikrar konusuna sorumlu ve dikkatli yaklaşımını sürdürecek ve elbette her zaman olduğu gibi öncelikle ulusal çıkarlarını gözetecektir.” Peskov’un, konunun bir gün önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında yapılan bir telefon görüşmesinde gündeme geldiğini söylemesi de dikkat çekmişti. Bu görüşmenin, topu ABD’nin sahasında bırakmak için bir koordinasyon sağlamaya yönelik olduğu tahmin edilebilir.

Nitekim, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Lin Jian perşembe günü, “New START” anlaşmasının küresel stratejik istikrarın korunması açısından büyük önem taşıdığını belirtmiş ve “Çin........

© 10 Haber