Macaristan’da Orbán neden yenilgiyi hemen kabul etti? Magyar iki yılda nasıl iktidara yükseldi?
Geçen hafta, dünyada liberal demokrasinin kaderi ile ilgilenen herkesin gözü Macaristan’daydı. Seçimlerin yapıldığı pazar gününe kadar, “ihtiyatlı bir iyimserlik” tonu taşıyan yorumlar, pazartesi günü, Victor Orbán’ın açık farklı yenilgisiyle, önce coşkulu bir kutlamaya, ardından da meraklı bir sorgulamaya dönüştü:
Orbán neden kaybetti? Péter Magyar nasıl bu kadar farkla kazandı? Macar halkı, 16 yıl boyunca güvenmeye devam ettiği Orbán’a neden “yeter artık” dedi? Muhalif siyasetçi olarak daha iki yıl önce sahneye çıkan Magyar kimdi, bu kadar kısa sürede Macar halkında bu büyük heyecanı nasıl yaratmıştı?
Zihinlerde beliren sorular hızla Macaristan sınırlarını aştı: Magyar’ın zaferi Avrupa’da yükselen aşırı sağı durdurmak için hangi ipuçlarını veriyor? Bu seçimden çıkarılacak dersler Trumpizm’den kurtulmanın yollarını gösterebilir mi? Bir soru da biz ekleyelim: Bu seçimler bize seçimli otokrasinin yumuşak karnını göstermiş olabilir mi?
“Halkçı” otokrasinin halk korkusu
Macaristan seçimleri, siyaset sahnesinin tüm ışıklarının “seçimli otokrasi”ye odaklanmasına yol açtı. Hepi-topu 20 küsur yıllık bir geçmişi olan bu yönetim biçimi, liberal demokrasiden uzaklaşan ama açık diktatörlüğe varmayan bir rejim olarak kendini gösteriyordu.
İktidara aday olan “popülist” siyasetçi, halkın milli-manevi hassasiyetlerini kaşıyan, ekonomik-siyasal düzen değişikliği vaat eden bir söylemle ortaya çıkıyor; siyasal ortam uygun, zamanlama iyiyse seçimi kazanıyordu.
Genel seçimlerden meşruiyetini aldıktan sonra, kalıcı olarak devleti ele geçirmek ve iktidarını sürekli kılmak için demokratik kurumları yok ediyor, yargıyı avucuna alıyor, muhalefeti bastırıyor, basını susturuyor, devlet içinde gedik bırakmayacak şekilde kadrolaşıyordu. Kamu kaynaklarını yandaşlarına akıtıyor, seçim rekabetinde devlet olanaklarını kullanıyor, seçim bölgelerini, seçim yasalarını kendi lehine olacak şekilde değiştiriyor, adım adım tüm kurumları ele geçiriyor veya etkisizleştiriyordu.
Böylece, adil koşullarda yapılmaktan uzaklaşan seçimler, demokratik bir dekor haline dönüşüyor ve otokrata, “çoğunluk bana istediğimi yapma yetkisi verdi” mazeretini sağlamaya yarıyordu. Çeşitli baskı yöntemlerinin uygulanmasının “meşruiyeti” ise, yasa yerine geçen kararnamelerin ve ele geçirilen yargı sisteminin yardımıyla sağlanıyordu. (Trump’ın ABD’de ikinci kez iktidara gelmesinin tek “iyi” yanı, bu nispeten yeni yönetim biçiminin başlıca özelliklerini, hiçbirinin üzerini örtmeye çalışmadan bütün çıplaklığıyla sergilemesi oldu.)
Meşruiyet neden önemseniyor? Otokratlar da diktatörler de ne kadar “her şeyi ellerine geçirmiş” görünseler de halktan korkuyorlar. Çünkü, günümüzde hiçbir toplum yüzde yüz kontrol altına alınamıyor. Bu yüzden “rıza üretmek” gerekiyor. Hiç değilse halkın (mutlak olmasa da) anlamlı bir çoğunluğunun onayıyla yürümeye ihtiyaç duyuluyor. Putin gibi en astığı astık, kestiği kestik otokratların bile, “halk adamı” görüntüsü altında, halktan ödü kopuyor.
Orbán’ın seçim akşamı, erken bir zamanda yenilgiyi kabul ederek, patırtı çıkarmadan iktidarı teslim etmesi de bu “korku”ya bağlanabilir.
Magyar’ın bilgisayar alt yapısına sızma girişimi
Korku deyince bunun yalnızca kişisel bir “ödleklik” meselesi olduğu anlaşılmasın. Otokratik yönetimin yapısal temellerin çatlamasının işaretleri yaratıyor bu korkuyu… Şimdi şimdi anlıyoruz ki, Orbán başına geleceklere ilişkin bazı işaretleri gecikmeli de olsa görmüş. Rusya destekli trollerin sosyal medyada Magyar’ı itibarsızlaştırma çabalarının bile işe yaramadığını görünce paniklemiş olmalı. Bu panikle gizli servisi dahi işin içine sokmuş.
Almanya’nın önde gelen kamu yayın kuruluşu Deutsche Welle’nin (DW) Macar araştırmacı gazetecilik portalı “Direkt36”dan aktardığına göre, Macaristan’ın “Anayasayı Koruma Bürosu” (AKB) polis ve savcılık üzerinde baskı kurarak 19-20 yaşlarındaki iki bilişim uzmanının evine “çocuk pornografisi” ihbarı bahanesiyle baskın yapılmasını sağlamıştı. (Direct36 haberini polis raporlarına dayandırmıştı.) Kısa süre sonra, iki şüphelinin de çocuk pornografisiyle hiçbir ilgisi olmadığı ortaya çıkmıştı. Ama bilgisayarlara el konmuş ve içindeki bilgiler çoktan kopyalanmıştı. Bilgiler önemliydi çünkü bu kişiler Tisza Partisi’nin bilgi teknolojisi sisteminin bakımından sorumluydu ve partinin tüm kampanya bilgilerine erişimleri vardı.
Aynı gazeteci grubunun daha sonra YouTube’da yayınladığı 90 dakikalık bir söyleşi videosu olayın evveliyatının olduğunu ortaya koyuyordu. AKB geçen yaz bu gençleri “satın almak” istemiş ve başarısız olmuştu. Seçim yaklaşınca da bunun ortaya çıkmasından korkmuşlardı. (Gençler, kendileriyle irtibata geçen ajanı kaydetmek için bir düzenek kurmuşlardı.)
Operasyonu ifşa eden, Ulusal Soruşturma Bürosu (polis) yüzbaşısı Bence Szabó’ydu. Siber suçlar bölümünde çocuk pornografisinde uzmanlaşmış olan Szabó’dan, iki gencin bilgisayarında suç unsuru “bulması” da istenmişti. Szabó’nun konuyu üstlerine götürmesi işe yaramamış, sonunda çareyi istifa edip baskıyı ifşa etmekte bulmuştu.
Szabó’nun YouTube videosu viral hale gelince, evlerine baskın düzenlenen bilgisayar uzmanı gençlerden biri Ukrayna casusu ilan edilmişti. Ardından da olay, “Macaristan’ı istikrarsızlaştırmayı amaçlayan yabancı güçlerin komplosu” olmuştu. Ancak hükümetin ve yandaşlarının meseleyi çarpıtma çabaları sonuç vermemişti. Video, 9,5 milyonluk Macaristan’da 2,5 milyon kişi tarafından izlenmişti.
Onur yürüyüşü polisin tavrı konusunda ilk işaret miydi?
Szabó kahraman bir yalnız kurt muydu? Yoksa güvenlik bürokrasisi içinde belirmeye başlayan, iktidar kaynaklı yasa dışı emirlere direnen bir kesimin temsilcisi miydi? Seçim gecesi, kalabalıklar sokağa döküldüğünde güvenlik güçleri adeta ortadan kaybolmuştu. Bu tür rejimlerde, bir gözdağı müessesesi olarak, pek âlâ her köşe başında polisi görmek mümkünken, neredeyse basit güvenlik önlemleri bile........
