Bütünlüğü görememek
Not: Bu metin, farklı zamanlarda yazılmış bazı yazıların birbirleriyle yaptığı gecikmiş bir sohbet olarak da okunabilir. Metin içinde yer alan bazı cümleler ve düşünceler, daha önce yayımlanmış yazılarımdan alınmış ve burada yeni bir bütünlük içinde yeniden kurulmuştur.
Marshall McLuhan’ın aktardığı eski bir hikâye vardır.
Afrika’da bir köyde eğitici bir film gösterilir. Bir sağlık görevlisinin sivrisineklerle mücadeleyi anlattığı film boyunca verilmek istenen mesaj açıktır. Gösterimden sonra izleyicilere ne gördükleri sorulur.
Cevap şaşırtıcıdır:
“Bir tavuk.”
Daha sonra filmi kare kare incelerler. Gerçekten de bir sahnenin köşesinden bir tavuk geçmiştir. Bir saniyeden kısa süreliğine.
İzleyicilerin aklında kalan tek şey odur.
Bugün bu hikâyeyi ilk duyduğumdaki kadar ilginç buluyorum. Çünkü aradan geçen onlarca yıla rağmen hâlâ aynı şeyi yapıyoruz.
Bir olay oluyor.
Biz tavuğu görüyoruz.
Bir savaş çıkıyor.
Biz tavuğu görüyoruz.
Bir ekonomik kriz yaşanıyor.
Biz tavuğu görüyoruz.
Bir teknoloji hayatımıza giriyor.
Ve çoğu zaman gözümüz bütüne değil, kadrajın köşesinden geçen ayrıntıya takılıyor.
Belki de çağımızın en büyük sorunu bilgi eksikliği değil, aşırı ayrıntı bolluğu.
Her gün binlerce görüntü, yüzlerce başlık ve sayısız yorum önümüzden akıp geçiyor. Hiçbir dönemde bu kadar çok şey görmedik. Ama belki hiçbir dönemde bütünü görmekte bu kadar zorlanmadık.
Çünkü ayrıntı büyüdükçe bütün küçülüyor.
“Asıl dönüm noktası, bize ait olmayan istekleri fark ettiğimiz andır.”
Bugün bu cümleyi başka türlü okuyorum.
Çoğu zaman kendi arzularımızın bile bütününü göremiyoruz. İstediğimiz........
